31 Ekim 2012 Çarşamba

Ritme ayak uydur



Hayat bir dans, dans edeceğimiz insanı bazen özenle seçeriz bazen de tesadüfler devreye girer, kalp bu, seçtiğine bazen kendi bile anlam veremez...



Dans ettiğimiz insanı ,doğru yada yanlış seçmek bizim elimizde mi? bu uzun mevzudur da, dansları biz seçemeyiz artık doğanın ritmine ayak uydururuz.



 Bazen salsa yaparız hızlı ve düşüncelerin kalbimizin ritmine ayak uydurduğu...



En olmadık anda efeleniriz ya zeybek misali, karşımızdakini diz üstü çöktürürüz.



Zorda kaldığımız  anları kıvrak zekamız sayesinde, oryantal bir şekilde atlatırız...



 Balerin oluruz en suskun olmamız gerektiği anlarda,  kuğu misali parmak uçlarında döneriz sevdiklerimiz etrafında...


En sevdiğimiz tangodur, siyahın gizemi, kırmızının cazibesi, iki beden sanki bir ruhta tek duyulan kalp sesine karışan ayak sesleri...


Dedim ya hayat bir dans, dans seçimimiz ne olursa olsun  ritme ayak uydurduğumuz sürece  yaşadağımızı hissederiz...





30 Ekim 2012 Salı

Gül gibisin...



Toprağa kökünü salmış güller gibiyiz, gün gelip bir dalımız kırıldığında yapraklarımız dökülür,  dalın kırıldığı yerde belirgin  kahverengi, siyah karışımı izler oluşur.

 Tıpkı  kırıldığımızda ruhumuzun aldığı renkler gibi. Bir daha oradan fide vermez bu değildir ki bir dalı kırılan gül solup gidecektir.

  Hiç beklenmedik  bir anda  kenarından yeşerir,tıpkı biz gibi.

 Gül toprak sayesinde hayatta kalır , gülün toprağı değiştiğinde yerini sevmezse solar, yapraklarını döker bir süre sonra hayata küser kurur gider.

Gülü yağan yağmurların ardından açan güneş, hava  ve zaman iyileştirir, tıpkı bizim gibi değilmi?

Gül ile aramızdaki tek fark   bize  bazen küçük bir gülümseme bile  yeter. 

Hangimiz bir tebessümün arkasına sığınıp samimi duygularla karşımıza gelen birini umursamamazlıktan gelebiliriz ki?


29 Ekim 2012 Pazartesi

Neden mi?




neden mi sen?
  her üşüdüğümde içimi ısıtan  nefesimsin. Her  bunaldığımda kaçtığım sessizliğimsin.
  Ağladığımda içimi ferahlatan gözyaşım gibisin

Neden mi sen?

 Uzak ta olsak  acıyı ,mutluluğu aynı anda hissetmek, yüreğimdeki sığınak gibisin.  Bundandır sana gelişlerim, bundandır seni bu kadar sevmelerim.

Yanındayken bambaşka bir dünyada gibiyim, varlığını hissetmek bile bana huzur veriyor.

Neden mi sen?
yaşama sebebimsin, hayata sımsıkı tutunma nedenimsin, bundandır sensizken  suskunluğum, bundandır sana küskünlüğüm.

Kaybolduğum anlarda kendimi sende  bulmam,en huzurlu anlarımsın, en güzel anılarımsın , yüzümdeki gülümseyiş kalbimdeki tatlı sızısın...
En kızdığım anlarda bile en sevdiğimsin...

Neden mi sen?
Sevmenin nedeni varmıdır ki...





28 Ekim 2012 Pazar

Taşıyıcı


 Bazıları  sever, bazıları aşkı sadece taşır  işte insanın en büyük  yalnızlığı o anda başlar...

 Birine bağlandığında, ona verdiği değeri göstermeye başladığında bu onun  yalnızlığının başlangıcıdır.
 Bir taraf aşkı yaşarken diğer taraf sadece aşkı taşır, tıpkı yük taşır gibi,yorulduğu yere kadar...

 Bazıları sadece taşıyıcıdır, bağlanmayı sevmez ama birinin ona bağlanmasını severler, yalnızlığı seviyormuş gibi görünürler, daima yalnızdırlar bunun sebebini bir türlü  bulamazlar, devamlı kaçtığının farkına bile varmazlar. Suskundurlar konuşsalar söyleyeceklerinden korkarlar...

 Artık bir taraf kaçacak diğer tarafta kovalayacaktır bu çoğu zaman büyük üzüntüler yaşanmasına sebep olup, bazen bir kelimeyle su yüzüne çıkar bazende sert  tartışmalara sebep olur.

 Bir türlü anlatamaz kendini taşıyıcı ''seviyorum ama ben  söyleyemem'' der duymaktan hoşlanır da bir türlü  söylemeye yada sevgisini göstermeye çaba sarf etmez, onunda kolayına gelir nasılsa kaçtığı sürece kovalanacaktır iyi bilir...

 Bir gerçek vardır ki insanlar söyledikleri güzel sözleri kendileri de duymak isterler, hatta bazıları sırf duymak istedikleri için söylerler,duyamadıklarında kırılırlar.

Karşı taraf  bir türlü anlam veremez yaşadıklarına, Söylemeyip te  duyarken  mutlu olan tarafa,gıpta ile bakar ,neden ben  diye hayıflanır.

  
Dedim  ya bazıları aşkı sadece taşır,ne taşıdığını bile bilmez ne yükünden haberi vardır,ne de sorumluluk umrundadır sadece taşırlar...  

Bilmezler taşıdıkları sadece  birinin ona verdiği değer değil ondan öte birinin kırdığı hayalleri, ümitleri de vardır...


27 Ekim 2012 Cumartesi

Uzak diyarlarda evli barklı...

Sevgili Melek ablamla yani namı diğer Allahneverdiyse bloğunun sahibesi ve son hikayemin isim annesi Hikayemin kahramanına isim ararken onu gözüme kestirdim, sağ olsun ablamda beni kırmadı aslında konuşurken ve yazışırken ona abla diye hitap etmem, meleğim o benim  canım can dostum,tanışalı çok uzun bir zaman olmadı kalplerimiz birbirine çabuk ısınanlardanız.

''Geleceğim kuzum'' demişti, ama gününü söylemedi, ramazan olması dolayısıyla malum oruçluydum gece yarısı işten gelmişim berbat bir baş ağrısı,sahurda yemeğimi yeyip uyudum.

 Sabahın ikisi pardon öğlenin ikisi diyelim biz buna, biri oturma odasının camına güm güm vuruyor, yataktan fırladığım gibi  yan odaya geçip camın perdesini araladım en rapunzel halimle yok yok daha çok  halka filminden çıkmış samara halimle olsa gerek  perdeden bakmamla  komşunun bir adım geri çıkması bir oldu da ondan öyle diyorum sanırım ürktü, gündüz günü korku filmlerinden fırlamış gibiyim.

''Kuğucuk bu ağabey seni soruyor'' arkasında yüzüme  tuhaf tuhaf birazda tırsmış'' Allahım buraya nereden geldim içeride ayin törenimi var yoksa geç olmadan geri topuklasak'' der gibi bakan adama baktım, aslında hiç görmemiştim ama hemen tanıdım ,daha doğrusu tahmin ettim  ''ablanı getirdim'' dedi

 Ben uçar vaziyette kapıyı açtım tabi ne olur ne olmaz   kaçırmamam lazım ağabeyime hoşgeldin dedimmi hatırlamıyorum, köşenin başından bana  doğru gelen ablamı farkettim ,ayağımda terlik üzerimde  pijamalar açtım kolları koşa koşa gidiyorum, bir an tereddütlü bakan ablam ben yaklaştıkça gülümsemeye başladı sarıldım, ablam o an   sanırım rapunzel beklerken karşısında samara görünce biraz şaşkın!

 Aa birde ne göreyim arkada benden daha  rapunzel bir fıstık var  tamam biz kanki oluruz dedim ben samara o rapunzel.... İçeri davet etmeyi akıl ettimde,  buyur ettim, kilometrelerce yol yapmışlar ,ağabeyim ve ablamı  bahçeye geçirdim onlar sigaralarını içerken ben  bulaşık detarjanı reklamlarındaki gibi tepe olmuş bulaşıklarımı tezgah altına sokuştururken,aç oldukları aklıma geldi  öyle yemek  bloglarındaki mükellef sofra bekliyorlarsa ki öyle bir yapıları yok zaten, ben onlara domates ,peynir ekmeği dayadım önlerine. 

 Yanlarına  çökerken serzenişte bulunmaya başladım ''insan bir haber verir, toparlanırdım'' ağabeyim ısrarla biz defalarca aradık dese de  inanamam telefon elimde uyudum dedim  bak bakalım telefonuna dedi bir de bakayım ki 7542den bir sürü mesaj telefonu elimde o kadar sıkı tutmuşum ki  zavallıcık kapsama alanından çıkmış.

 Neyse vardır bir hayrı dedik, tabi aklıma bir saat sonra işe gitmem gerektiği geldi,gece iş yerinde rahatsızlamıştım, küçük bir hileden ne zarar çıkar ki deyip yakındaki sağlık ocağına gidip bir günlük rapor aldım.Bunu da hallettikten sonra ver elini çarşı dedik...

 Sanırım saat dörttü ve  ablamın en merak ettiği  yerler camilerdi,camileri gezdik ablam bol bol fotoğraf çekerken ben kankimi  kucağıma aldım, peşinden koştum hatta bir ara sırtıma bile aldım galiba, ablam durmadan denklanşöre basıyor, arada onu tehdit etmekten de geri kalmıyorum,bak bunları  blogta yayınlarsan kötü olur ,çizerim halkayı, çıkarım kuyudan... 

 Yukarıdaki fotoğrafta camilerden birinde ablam ve minik kuzum namaz kılıyor bense köşede oturdum onları ve eşyaları bekliyorum kendi telefonumla çektim bendeki tek fotoğraf bu, her  sohbet ettiğimizde  içeriğini bilmediği bu fotoğraf için  senin bütün fotoğraflarına bin basar diyordum, çekim güzel değil ama  içerik nasıl? ablam....

Ezana kadar gezdik ben onlara yemek yapmam gerekirken onlar bana güzel bir iftar yemeği ısmarladı,sanırım o an canım yerine geldi,bir gün öncesinden migren krizi geçirmeme rağmen kıyamadım orucuma...

 Gece   faytonla gezdik, sonra çay bahçesinde oturduk,gece yarısı eve gelirken,kırmızı ışıkta geçtim,Ağabeyim bana bakarak ''sakın Azra sakın'' ablamsa, ''nayn azra o kötü örnek, Almanya da çok büyük cezaları var'' deyişi yokmuydu  bastım kahkahayı.

Eve gelirken  börek aldık tabi bir güzel onları da yedik,  Azra ve ağabeyim günün yorgunluğuna daha fazla dayanamayıp yatağa attılar kendilerini, biz ablamla sahura kadar ooo neler anlattık neler, kimlerin kulaklarını çınlatmadık ki,onlar seferi oldukları için oruç tutmuyorlardı ben sahurumu yaptım,sonra biraz daha lafladık sanırım saat beşe geliyordu yattık,sabah erkenden uyanmışlar ağabeyim bütün çekmeceleri aramış  bir tane şeker bulabilsin diye,  oysa şeker cam kenarından ona bakıyordu kahve krizine yakalanmışta....

 Malesef dolu dolu geçen bir gün bir gece bitmiş veda vakti gelmişti,sımsıkı sarıldım ablama  ve ağabeyime,ve minik yeğenime ben artık teyzesiyim ne de olsa...
Ablam ve ağabeyimi  yolcu ederken araba gözden kaybolana kadar arkalarından baktım bir ara  canım ablam  arabanın camından  sadece kolunu çıkardı ve el salladı, yalan yok arabanın arkasından koşasım geldi...

 İşte bittiğim an o andı  sanki yüreğimden  bir şey aktı sıcacık, içim mi sızladı yoksa kalbim mi  burkuldu bunun cevabını bilemiyorum, ama bildiğim tek şey en kısa zamanda tekrar   bu güzel yürekli insanları görmek istiyorum, günlerce yaşadıklarımızı düşünüp gülümsedim, gidişlerini hatırlayıp ağladım, iyi ki geldiniz iyi ki hayatımın bir dönemine damgayı vurdunuz, size daha fazla şeyler sunmak isterdim,sizi seviyorum....

Dip not : Ablam kadar ağabeyimi de tanımalısınız inanın ki onlar mükemmel bir çift  birbirlerine saygıları, hoş görüleri görülmeye değer. Mutlaka üzüntüleride olmuştur  kayıplarıda...
Yıllar onlara birbirlerini kazandırmış...


24 Ekim 2012 Çarşamba

23 Ekim 2012 Salı

21 Ekim 2012 Pazar

Baktığınız şey gördüğünüz şey mi?



Bakmakla görmek arasında ki ince çizgide yaşarız çoğumuz,bazen ön yargılarımız bazende geçmişte yaşadığımız duygularımız gerçeği görmemize engel olur.

insan uzak dura dura uzaklaşır zaten ,öyle lafta sen aklımdasınla da olmuyor, zaman, mekan ve iş hayatı yoğunluğunda uzaklaşırız birbirimizden, hayattan kopmalar başlar sevdiklerimize daha çok bağlanırken,sevemediklerimize karşı daha çok empati duymaya başlarız.

Beynimizde büyütürüz sevgiyi de ,nefreti de...
Sevdiklerimizin de bizi aynı  şekilde sevmesini bekleriz, ama ne yazık ki öyle çok seviyorum demekle olmuyor,bu her zaman karşı tarafa yetmiyor.

Kendi kafamızda yarattığımız gibi olmalarını bekleriz, oysa ki her insanın duygularını gösterme şekli, farklıdır, eğer kafamızda yarattığımız profile uymazsa, görmezden geldiğimiz ufak tefek şeyler gözümüzde büyümeye, başlı başına sorun olmaya başlar.

Gözümüzde ilah yaptığımızı birden gönlümüzü  izinsiz yıkan işgalci olarak ilan ederiz.

Çok sevdiğimiz kişiden ayrılmak için bahaneler ararız, bunun için çokta çaba sarf etmeyiz her zaman bir bahanemiz vardır, aradığımız karşı taraf bize vermediği için, artık o kötü biridir!

Kimseyi değiştiremeyeceğimizi kabullenemeyiz, biz aynı kimlikte kalıp, onun kalıplarını kırmasını bekleriz, aslına ,kendimiz için kukla hayatlar isteriz, ''Seni seviyorum'' dediğinde onunda ''seni seviyorum'' demesini bekleriz.

 Oysa sırf beklentiyi karşılamak için değil içinden geldiği için demelidir, ama bunu bir türlü kabullenemeyiz. Aynı şeyleri aynı anda hissetmeye mecburmuş gibi davranırız, belki de onun  şu an bu duyguyu hissetmediğini,  şu an beyninin başka işle meşgul olduğunu kabullenemeyiz, illa istediğimiz anda bizimle aynı duyguları yaşamasını isteriz.

Başlangıcın bitişidir aslında.
Hayatımızda ki insanları olduğu gibi kabullenmediğimiz sürece acı çekeceğimiz bir gerçektir. bakmanın görmek olmadığını  çevremizdeki insanlarında bizimle aynı olaylara gülüp ağlamak zorunda olduğunu bir türlü kabullenmeyiz.

Bazen biz ,bize bakıp gülümserken içinden neler geçtiğini bilemeyiz.

Bir bayram sabahı camide vaaz veren imam, ön tarafta saf tutan bir köylüye gözü takılmış o anlattıkça köylü iki gözü iki çeşme ağlıyormuş.

Köylünün ağlaması imam efendiyi dahada şefke getirip, kendinden geçercesine anlatıyormuş, köylü daha da fazla göz yaşları döküyormuş, vaaz bittiğinde hoca efendi köylüye doğru seslenip beklemesini rica etmiş,camideki insanlar gidince...

 Köylüye;  kendi anlatırken ağladığı için çok duygulandığını  ve o ebedi alemi anlatırken köylünün hangi düşüncelere daldığını çok merak ettiğini dile getirmiş.

 Köylü söze başlamış; hocam,benim bir keçim  vardı çenesinin altında bir sakalı vardı, evin içerisinde beslerdim onu  bana  can yoldaşı olmuştu fakat fakirlikten satmak zorunda kaldım siz anlattıkça başınızı salladıkça  çenenizdeki sakal sallandıkça hep keçim geldi aklıma!

Hoca şok olmuş bire mel un yıkıl karşımdan bende neler düşünüyorsun sanmıştım püü sana demiş...

 Sözün özü insanların bizimle aynı düşüncede olduğunu sandığımız anlarda bile neler düşündüğünü anlayamayız. eğer sevdiğimiz biriyse bizi düşündüğünü sevmediğimiz biriyse art niyetli bir şeyler düşündüğünü tahmin yürütürüz.

Okuduğumuz kitaplarda, seyrettiğimiz filmlerde yakınlarımızın yaşadığı olaylarda   kendimizi görmesek  bu kadar bağımlısı olurmuyduk...


17 Ekim 2012 Çarşamba

Bak sen ALLAH'ın işine!

Öyle Pek  nefret ettiğim insan yoktur, genelde sevgi pötürcüğüyümdür, fakat biriyle  frekanslarım tutmazsa en baştan keserim iletişimi ,arkadaş ,ahbap ,dost olmaya çalışmayı bırakın mümkünse aynı ortamda bile bulunmam...

 Çok istediğim bir film vardı  sinemaya gelmiş buralarda öyle çokta sinema yok, topu topu  bir tane... 
 Önce bir kaç arkadaşa söyledim  ,kimi param yok dedi,kimisi de  bu gün olmaz yarın gidelim dedi,yoo olmaz  bu gün gitmeliyim ,rüyalarıma girer sonra...

En sonunda tek başına gitmeye karar verdim , tek başına film izlemek daha keyifli hem kocaman bir kutu mısırı  tek başına yerim hıh diyerek...
 Aldım bileti  kuruldum koltuğa,  , kah hüzünleniyorum kah gülüyorum yandaki şahısta gülüyor sesi tanıdıkmı nedir diyerekten  önce göz ucuyla baktım, sonra gözlerimi kocaman açıpta  bakıyorum  az önce yuttuğum şey mısırmıydı yoksa küçük dilim mi! 

Yıllardır peşimden koşan , yemek ,buluşma tekliflerini büyük bir zevkle reddettiğim erkek ve ben yan yana, Aşk tesadüfleri sever'i izliyoruz...

 Nefret ettiğim şahıs yanımda ,hatta dibimdeki koltukta, hani bir söz var ya, insanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş ,ama bu kadar mı dibinde biter bu istemediğim ot, birde birlikte  hüzünleniyoruz aynı filme, olacak iş mi bu...

 Oysa hayalimde ben bu filmi kimlerle izlemeyi düşünmüştümde olmadı, bak ALLAH'IN işine kime kısmetmiş:)) 

Bu da bana iyi bir ders oldu artık sinemaya gittiğimde  yanıma kimin oturduğuna bakmadan filmi izlemeye başlamıyorum...

15 Ekim 2012 Pazartesi

Gölgede açan çiçekler # 32 # Son bölüm...



HAYAT BİZE GÜZEL

Gözlerimin altı hep mor, belki hayat yorgunluğu belkide  umutlarım ve  düş kırıklıklarım aynı anda  göz altlarıma sığınmıştı ,yaşadığım hayatta beni ele veren tek şey gözlerim...



Düne baktığımda pişman olduğum çok şey var hayatta ama biri ne zaman  sorsa '' hiç olmadı  arkama dönüp baktığımda hiç pişmanlık duymadım, duysam yapmazdım zaten'' diyorum ne büyük yalan değilmi? olsun ,bazen kendi attığımız yalanlara kendimizde inanırız...



 Hafta sonu tatilinde Minel le  köye gittim , Babam,Yengem,ağabeyim kısaca herkes  çok şaşırdı, aslında bazen bende kendi aldığım kararlara şaşırıyorum ama  nereye kadar babaya küs kalınır ki gün geleceke babası Minel'e sahip çıkmamasına rağmen ,babası yüzünden çok zor günler geçirmesine rağmen yinede babası bu gerçeği kimse değiştiremez ,nasıl ki benim babam onun kapısına geldiğimde beni kapı önüne koyduğu halde ,tokatlarla evden kovduğu halde ,üstelik  jandarmalık olmuşken  kıyamıyorsam,gün gelecek Minel de kıyamayacak.


Bir gün bana gün gelecek her şey düzelecek deseler buna ben bile inanmazdım,şimdiyse   hayalim gerçek oldu,herşeyden önemlisi  ben huzuru buldum...
Erkan  halen eski iş yerinde çalışıyor,nafaka vermiyor onu icraya verdim''kazansada gerekirse işten çıkarım  yinede vermem diye haber yollamış''  o parayı bana değil  kızına yollayacak ama  o kadar düşünceli biri olsa ailesi halen yanında olurdu,değilmi?canı sağolsun...

 En çok şaşırdığım olaylardan biri de  bir sürü kötü olay yaşarken ,hiç kimsemiz yoktu ,sanki kapı arkalarına ,süpürgeliklere,denizliklere saklanmışlardı,şimdi birden  hepsi ortaya çıkmaya başladı. ev ziyaretlerine geliyorlar,telefonla arayıp hal hatır soruyorlar,kız kardeşim  hafta sonları geliyor,hatta babam her gün telefonla arıyor,Her hafta sonu görüşüyoruz!

Bununla bitmedi tabi Minel'in amca ,halaları  varmış! varmış diyorum   şimdiye kadar bizi ne babaanne ne dede hiç kimse aramazken birden  herkes  arayıp sormaya başlayınca  şaşkına döndük,Nadide bile şokta ''arkadaşım size piyangodan para falan mı çıktı  nedir bu ilgi?'' bende anlayamıyorum insanlar bu kadar sahtekar olabiliyor.

 Artık hayatımız düzene girdi ya, birden ortaya çıktılar ve  en komiğide hepsi kendine pay çıkarmaya çalışıyor hmm evet çok destekçim oldu ,biri  diz üstü çöktü önümde diğeride  onun üstünden  itti tepe  taklak oldum süründüm ben süründüm.

  Hiç kimseye yüz vermeye niyetim yok, içim affetmiyor geçmiyor bu yürekten,yaşadıklarının acısını unutsa da insan,  bunları yaşanmış gerçeğini değiştirmiyor.

 Halam ki halamın hiç abartısız on evi var bana bir sürü insan içinde  göstere göstere verdiğini hiç unutmam,sana fitre getirdim deyip elli lirayı beşlik yaptırmış çok gözüksün diye insan içinde  beş ,beş sayıpta elime verdi ben yerin dibine girdim bunu yapan öz hala şimdi kalkıp bana sen Nadideye çok gidiyorsun ,Nadide'yi bize değişiyorsun diyebiliyor,evet değişirim kimse kusura bakmayacak...

Aradan geçen beş yılda bir çok taş yerine oturdu,  Erkan arkamdan  ''Melek lüks hayat için beni terketti'' demiş  maddi durumu bozuk diye terketmişim onu  Hilal mahallede onu  hanımlarla böyle konuşurken görünce çok kızmış,  birde kime neyi ispatlamaya çalışıyor ki Hilal o sinirle çıkışmış  ''Erkan  sen  milyarder iş adamıydın da iflasmı ettin ki   seni hepimiz biliyoruz hep yoktu ve Melek  yokta olsa var derdi.benim eskilerimle işe giderdi  bize yapma bari'' deyince susmuş  eve gitmiş sessizce...

  Erkanda sahte  oy toplayıcılar gibi mahalle turuna mı çıkmış ne...lütfen bir kahkaha efekti alayım buraya  evet lüks hayat için terkettim çöplerden ekmek toplamak, işyerinde   çıkan yemeğin yarısını ki buda tabldot yemek  ( ne  kadar olabilir siz tahmin edin)  eve getirmek  lüks hayatsa evet  ben huzurlu bir hayat için en önemlisi de kızım için mücadele ettim.

En önemliside hayattan hınç almaya kalkmadım, hayata bir kinim nefretim yok, ne hayata ne de hayatımdan bir şekilde gelip geçmiş insanlara, yaşamam gerekiyormuş ki yaşadım diyorum, gün gelipte Erkan elime düşse onu  bile bakarım.
Hayatın bana  tattırdığı tecrübeler yüzünden  başkalarından çıkarmaya kalkmadım sinirimi.

Hayat çok kısa  ne kalp kırmaya değer ne de  dünyevi şeyler için hasetliğe, öteki dünyaya giderken yanımızda ne lüks arabamız oluyor nede  afilli koltuklar  hepsi burada kalacak,bu gün ne yaptıysak bir gün onunla anılacağız...
 İnsan  hangi konunun üstüne düşerse o konuda başarılı oluyor...

Benim için hayatta en önemli şey Minel...
 Minel iyi bir  ruha sahip, zaman zaman beni üzsede o  artık genç bir kız ,  yaşaması gerekenleri yaşaması için bazı şeyleri görmezden gelmeyi öğrendim en önemlisi de kızıma güvenmeyi öğrendim  evet kızım kendini korumayı bilse de çevre ve zaman kötü ama  yapabilecek bir şey yok , ne kadar yasaklarsak o kadar gizli  yapacaklar.
Minel bir gün bebeğini kucağına aldığında beni anlayacak...

 İki yıldır  şark görevi için doğuda küçük bir ilçede  öğretmen arkadaşı Yağmurla aynı evde  kalıyordu Minel
Yağmurun  sesiyle irkildi Minel 
  ''ne var yağmur ne var mutfaktayım görmüyormusun?'' 
''yaa Minel ben   defterin devamını bulamıyorum''
'' hangi defterin  canım ya,   mutfaktan nasıl göreyim''

'' sen  memleketten gelirken getirdiğin  koliden istediğin kitabı okuyabilirsin demiştin ya, bende  annenin günlüğünü  buldum ama devamı yok!''
''  yuhh yağmur bula bula  annemin günlüğünümü buldun?''

Gülümseyen bir sesle  anılarının  yoğunlaşmasıyla gözleri doldu Minel'in  elindeki   kepçeyle yemekten biraz alıp  tadına baktıktan sonra , kapadı yemeğin altını,  mutfağın  kapısına sırtını dayayan yağmura baktı, olduğu yere   oturdu,  ''ben anlatayım canım devamını...

 Annem oraya kadar yazmış, annem bana her zaman bir gün bebeğini kucağına aldığında beni anlayacaksın derdi, ilk bebeğimi kucağıma aldığımda annemin bu sözü aklıma geldi...

 Gözlerim doldu   o an bir şey anlamadım, fakat  o ilk bebeğimi annesine verdiğimde  ,annenin gözlerindeki o ışıltı bebeğini öpmeye bile kıyamaması, koklaması sarıp sarmalaması   annemin ne demek istediğini anlamam için yeterliydi.

 Ben annemi dinledim ,kendimin değil onun istediği mesleği okudum ben bir ebeydim ve  kucağıma aldığım ilk bebeğim benim doğurttuğum bebekti, bir çok bebek ve annede bunu duyguyu yaşadım, minik bebekleri ilk elime aldığımda  popolarına tokadı vururken içime tuhaf bir  gülümseme gelir,  annemin bize attığı tokatlar gelir aklıma acımayacak bebiş bu senin iyiliğin için derim, anneyi üzme tamam mı ilk tokat ebe abladan....

annem yıllarca benim kaderim   kendi kaderine benzemesin diye  uğraşırken,   malesef kendi kaderi annesine benzedi annem yıllarca okudu kendini geliştirdi , bana  örnek olmaya çalıştı en önemliside kalbinde her şeye rağmen hep merhamet vardı her zaman affetmeyi bildi.

 Tam rahat edeceği dönemde emekliliğine kısa bir süre kalmışken  benim meleğim 48 yaşındayken vefat etti  hiç evlenmedi,  onunda dediği gibi adanmış bir hayatı vardı bazen evlenmeyi düşünsede   düşünmekle yetindi, bazen ona takılırdım 
 ''  evlen  kurtulayım senden birde yaşlılığında huysuz bir ihtiyar olursun sen çekilmezsin'' derdim    bana hep ''ben yaşlanmayacağım'' derdi.

 Keşke yaşlansaydı  huysuz aksi bir ihtiyar olsaydı da yanımda olsaydı....
Dediği gibi babamı hiç affetmedim zaman geldi konuşmak zorunda kaldım,  zaman geldi aynı ortamda oldum, fakat bu benim için  yaşanmış bir gerçeği değiştirmedi.  ben  okula  yarı  aç  yarı tok giderdim ne anneme diyebilirdim üzülecek diye  nede karşımda karnını tıka basa doyuran  umursamaz  arkadaşlarıma.

  Şimdi ne zaman ben yemem tokum diyen birini görsem zorla yediririm ve  ben gazoz sevmem ,çikolata sevmem diyen çocuklara  broşürler veriyorum tabi içlerinde harçlıkla, yağmur kapıda  donmuş gibiydi ,donmadığını  gözlerinden akan yaşlar sayesinde anlaşılıyordu...
 Bir süre sessizce  sustular, iki kız  birbirlerine sarılıp   uzun bir süre ağladılar, herkesin hayatında  kendine bile itiraf etmekten çekindiği  acıları, sırları vardır.
 Ve herkesin hayatında  onu koruyacak mutlaka bir Meleği vardır ,Melekler sizi  korusun.... 
Bir gün kitap olacak:)
                                                 Son....
 Evet pamuk eller klavyeye:))  düşünceleri alalım bakalım:))

12 Ekim 2012 Cuma

Gölgede açan çiçekler # 31 #



AH MİNEL
Minel'in  hafta sonunu yatağa gömülü olarak geçirmesi, haftanın başlamasıyla son buldu. Evet yaptığım ,şeyi doğru bulmuyorum, iki kızı odaya  kilitleyip dövmek doğru bir davranış değil, üstelik şiddet yüzünden eşinden  boşanmış biri olarak sağlıklı bir hareket değil, fakat burada ki amacım; Minel'in  bu duyguyu yaşamasıydı böyle bir hayatı olabilirdi hatta olacaktı , eğer ki ben  mücadele etmeseydim.

 Şimdi aynı şeyi  öğrenim konusunda o yapmak zorunda ,eğer ki yapmazsa , ettiğimiz mücadelenin hiç bir anlamı kalmaz.
Erkan ların nesli tükenmedi ya ona da  bir Erkan rastlar.

 Bazı erkekler, küçük yaştaki kızları kendilerine eş olmaları için ikna etmekte çok çaba sarfetmezler, Kızlar kendileri  gider onların ayağınıa Kızların amacı Huzurlu bir aile ve kendi alacakları kararlar ,yani onlar öyle sanarlar.

Ama  malesef  erkek  eş olarak görmez onu, yaşı küçüktür  ,bir şey bilmiyordur, ona bir şeyler öğretmek  karşı tarafa cazip gelir onu eğitebileceğini düşünmek , hoşuna gider , eşten çok evcil bir yaratıktır  onun için , bir gün büyüsede ,belirli bir seviyeye gelse  bile  erkek  bunu kabullenmez  o küçük kız hep onun evcil yaratığı olarak kalacaktır.

 Kendimden biliyorum, ben Erkanın küçük evcil yaratığıydım, Aynı şey Minel'in başına gelmeyecek, ona  annesi olarak toplum ve ahlak terbiyesini ben vermeye çalışıyorum,  ona sahip çıkıyormuş gibi görünen  kişilere fırsat bile vermiyorum. 

Duyduğum çeşitli seminerlere katılıyorum,bir çok dergi ,kitap okuyorum.
 Anladığım  , bir çocuğu ne  fazla serbest bırakmalı, ne de çok sıkmalı burada en önemli rol ebeveynlerde. 
İşim zor ama imkansız değil.

Bir haftamız sessiz ve sakin geçti akşam yemeklerini yedikten sonra Minel ders  çalışırken ben yanındaki divanda yattım Bazen televizyon izledim bazen de Minel'i...

 Pazar günü,o kadar çok uyumuşum ki  burnuma sobada kızarmış ekmek kokusu geliyor, gözlerimi araladım...

Minel elindeki kızarmış ekmeği burnuma tutarak yanağıma bir öpücük kondurdu ''kalk hadi kalpazan kahvaltı hazır bak kızın neler hazırladı''

 Elimi yüzümü yıkarken  beynimde neler olacağına dair  kestirmeye çalışıyorum, sofraya oturdum, ekmeğime yağ,  sürerken

  ''Anne özür dilerim''

''  kızım yaptığınızın yalnış olduğunu yalnış bir yolla anlattığımı biliyorum ama başka çare gelmedi aklıma , yavrum ben senin benim gibi bir hayatın olmasını istemiyorum, hayallerimin kahramanısın sen, senin öylece basitçe   yok olmanı istemiyorum.''

 ''biliyorum anne aslında birinin bizi durdurmasını bekliyorduk,çok fazla abarttığımızı biliyorduk,ama her yaptığımız hata da  baktık ki kimse farketmiyor  umursanmıyoruz  ,her defassında dozu arttırdık''

 Konuşurken gülümsemesinden cesaret alıp'' çok acıdımı canın?''

 '' aslında hiç acımadı ta ki yorulana kadar sen  her  tokat atacağında ellerinden anlıyordum ellerin titriyor, kendini kasıyorsun  zaten  tam bir trip candın'' 
kahkaha atarak konuşuyor
 ''hey Allahım ağlanacak halimize gülüyoruz '' 
''ama öyle anne sen  vuracakken  yanaklarımı içime çekiyorum , dene bak hiç yanağın acımaz,zaten senin amacının  canımız yakmak olmadığını biliyorduk son zaman     yanaklarımı  artık içime çekmedim 
 '' bak sen,uyuz evlat bende dövmekten yanaklarını şişirdim diye vicdan yapıyordum''

 Kahvaltı sofrasında bir hafta önce yaptığım ve çok üzüldüğüm şey için kahkahalar atıyoruz delirdik galiba, pek akıllı olduğuma inancım kalmadı zaten.

'' Anne ben seni anlıyorum sen ,haklısın ama sende beni anla ben küçüğüm daha hatalar yapacağım''
'' bak sen bir de yapacağım diyorsun ,  kızım yapmak zorundamısın?''

 '' annem şunu anla  ben senin yada başkasının yaptığı hataları  ders olarak algılayıp  hiç hata yapmasam  süper olurdu, senin de kabullenemediğin bu  ,sen istiyorsun ki,  sen bir çok hatalar yaptın beni uyarıp onları yaşamazsam mutlu olacağım, yok böyle bir şey herkesin hayatında hataları olmak zorunda , sen istiyorsun ki  doğum  yapmadan doğum yapmanın  nasıl bir acı olduğunu anlıyayım, anlayamam ki  yaşamadan!''

 Kısa bir süre sustum,sonra gözlerim doldu
 '' haklısın sadece  mutlu ol istiyorum dönülmesi imkansız hatalar yapmandan korkuyorum,ileride senin mutlu olduğunu gördükçe mutlu olmak istiyorum tek derdim bu  sen daha küçük bir sineksin  biliyormusun? sineklerin bir kanadında zehir bir kanadında da panzehir vardır  bana zehirinden verme...''

  Sofradan kalıp yanıma yaklaştı sarıldı  ''canım annem  dert etme  her şey güzel olacak bu kadar çok büyütme her şeyi kafanda çok  fazla planlar yapıyorsun seni birazda bunlar yıpratıyor, yaşayıp göreceğiz  (sırıtarak)  artık daha az kaçarım okuldan söz. hem  ben şimdi sofradan kalktım artık bir zahmet sofrayı da toplayıver...'' 

  hiç değilse benim  amacımı anlamış olması içimi rahatlatıyor,  bazen her şeyin mükemmel olmasını istiyorum, Minel haklı belki de bazı şeyleri yaşamak zorunda   anneyim işte elimde değil o hiç üzülmesin, istiyorum. 

Her şeyin bir nebzede olsa yoluna girmiş olmasının verdiği rahatlıkla  gülümseyerek
 Minell kaçma buraya gel bak kötü olur, sofrayı sen toplayacaksın''

 Minel çoktann  bahçeye çıkıp  radyosunun  kulaklığını ,kulaklarına takıp, hayallere dalmıştı bile...

Bir gün kitap olacak:)

9 Ekim 2012 Salı

Gölgede açan çiçekler # 30 #



 KENDİMİ DÖVDÜM!
Hani derler ya her ayrılıkta olan çocuklara olur ,aslında  çocuklara bir şey olmaz yeter ki    arkasında sahip çıkanı sağlam olsun...

 Hata yaptığında bile onu savunduğum için Nadide ile aramızda çoğu zaman  şiddetli tartışmalar oluyor. Yapacak bir şeyim yok her ne kadar çevre ,kader kısmet şu, bu da desek bir de çocuk dediğimiz insanlarında bir karakter yapısı var bunu da değiştiremeyiz...


Kimselere ezdiremem  Minel'i haa ben ezmem demiyorum, devamsızlık sorunları ve dayımın kızı Nur'la çok fazla samimi olmaları,annenin ise  yani zatı muhterem (benim) çalışmaktan ,hırstan başka bir şeyi gözü görmemesi daha çok hata yapmasına sebep oluyor. 

Bir şeyi kazanmayı ,başarmayı, başkalarına kendini ispatlamayı  hırs haline getiren insanlar  çokta başarılı olmuyor, bunu kendi deneyimlerimden anlıyorum... 

 ''Kızım neden  devamsızlık yapıyorsun?  bak bana söz getiriyorsun daha geçende komşu anası neyse kızı o olur dedi bu lafları bana dedirtme ben kötü birimiyim?''
'' of anne ben kötü bir şeymi yapıyorum herkes okuldan kaçıyor''
'' sen kaçamazsın!''
''tamam bir daha yapmam''
 işe gittiğimde  aynı bölümde çalıştığım bir bayan , öğle molasında yanıma geldi.

''bak melek bana düşmez ama ben sabahları işe gelirken Nur bizim kapı önüne saklanmış duruyor amacı ne anlamadım bir göz kulak olsan diyorum, Nur iyi bir çocuk fakat özel  sorunlu bir çocuk bunu herkes biliyorMinel!i kaybedersin!
'' tamam ablam''

 Minel'e bir haftalığına on sekiz saat çalışacağımı söyledim,  sabah çıkıp işe gidiyorum deyip  öğleye kadar onları takip ediyorum sonrada işe gidiyorum, ilk iki gün okula gittiler sonraki iki gün Nur'la gezdiler . yiyecek alıp evde yediler,erkek arkadaşlarıyla internet  kafeye gittiler,bir sürü roman çocuk etraflarında Nur roman bir çocukla  sevgiliymiş, mideme kramplar, tekmeler halinde giriyor, onları her gözlediğimde  ,gizlendiğim yerden çıkıp  üstlerine çıkıp çiğneyesim geliyor.

Kimseyi kırmak istemiyorum  fakat  insan mı kalmadı memlekette. olmaz  böyle bir şeyi  ne ben nede  çevrem kabul etmez.

beni bu mahalleye mahkum ettiği için İlk kez Erkana beddualar ediyorum... ben çocuğumu kurtarmak isterken daha kötü bir şekilde kaybedeceğim...

Cuma günü yine okula gitmediler,o gün  izlemedim yorgun ve moralim bozuk ,yengem ve dayım umursamaz,Yengeme ''Nur roman bir çocukla çıkıyor'' dedim,''yapmaz o  dedi!''
öğleden sonra markete çıktım tam eve gelirken Minel ve Nurla karşılaştım  okul kıyafetleri üzerlerinde  yiyecek bir şeyler almışlar eve geliyorlar.Nur beni görünce  eve girmedi hızlandı eve gitmeye arkasından seslendim ''Nur buraya gel''

Nur Kleptoman bir çocuk o yüzden bir çok okul değiştirmek zorunda kaldılar evde  en ufak bir şeyde cam ,kapı kıran bir çocuk...
 İçeri gelin ikisi de oturma odasına girdi kapıyı içeriden kilitledim anahtarı cebime koydum açıkçası Nur'dan biraz çekiniyorum,
ters çıkar bende  geri dönüşü olmayan bir hareket yaparım  al başına belayı...

  Yan yana duran koltuklara oturdular ,kalbim nasıl   hızlı atıyor biraz öfke biraz korku birazda ne yapacağını bilememekten ...
 ikiside karşımda bana bakıyor,Önce Nur'a döndüm  bütün gün güneş altında gezmekten kızarmış yanağına , sert bir tokat attım,  

''sen bu ismi hak etmiyorsun, suradına bak Nur kalmamış, neden yapıyorsunuz Nur sen Minelden büyüksün  akıl vereceğine  orada burada hayatınızı neden harcıyorsunuz? insan kalmadı da  çergelerlemi çıkıyorsunuz?''

 Sustu Bir tokat  ta Minel'e vurdum, avucumun içiyle vuruyorum  canlarını yaksın ama iz bırakmasın ne de olsa yıllarca  şizofren bir adamla yaşadım ondan en ufak ayrıntılarını biliyorum can yakmanın.
 Canları değil içleri acısın istiyorum.

 İki kız şaşkın ve ürkek iki elimle ikisine birden yanaklarının  ortasına yokadımı yapıştırken, onlardan çok benim içim acıyor,''
Bunu mu istiyorsun Minel ben bu hayattan kurtarmak için mücadele verirken, benmi sana el kaldıracağım bunumu istiyorsun''
 Kısık gözleri ,öfkeli bakışıyla ''Hayır''

''ne o zaman derdin'' susuyor... Nur iki gözü iki çeşme ağlıyor onu daha çabuk  elde ettiğim  kalbine daha çabuk ulaştığım için   Nur'a yönelip ''ne istiyorsun söyle, bak babana gece gündüz  hatta arife gecesi içen bir adam, annene bak ,annen gibimi olmak istiyorsun ? ne elinizde var ne avucunuzda  ne istediğin hayat ne sende annen gibi, kaderim diyeceğin bir sarhoşmu arıyorsun?, Yok sa benim gibi oradan oraya kapı kapı itilip kakılmak mı?''
 söyle deyip   hem Minele Hem Nur'u yanaklarına hızlı vuruyorum,Nur ve benim gözümden yaşlar sicim gibi akıyor,Minel sessiz...

 ''Hayır Melek abla''
tokadımı yanağına  vurdukça yanda sessiz duran Minele de bir tokat atıyorum  Minel öylece  bakıyor arada gözlerini kısıp acımıyor dercesine...

 Nur 'un canını yakan tokatlarım mı yoksa küçük yaşına rağmen yaşadığı hayat mı?  daha fazla dayanamayıp konuşmaya başladı ''Melek abla  okusam ne olur baksana halimize, babam bütün gün,gece içiyor sanki liseyi bitirsem bile beni okutabileceklermi? ya o zavallı dediğin annem  her gün kafamın etini yiyor  bul kendine bir koca defol git diye...
 ben istemiyormuyum  sanki iyi bir hayatım olsun  yardım kurumlarının verdiği parayla okumak zoruma gidiyor,benimki okumak değil sadece evden  kaçış...''

  Avucumun  içi  vurmaktan acıyor yinede ikisine de  aynı anda   tokat atıyorum. kaçmayacaksın o zaman ablam  okuyacaksın cahile okuyarak cevap vereceksin  ''yapma Melek abla paramı var okuyayım ''
 Ya ne demek paramı var!  görmüyormusun ayağında çorabı olmayanlar okuyor adam oluyor sizinki yokluk değil  şımarıklık  yardım zoruna gidiyorsa onu kafelerde yemiyeceksin!   yanakları attığım tokatlardan o kadar kızarmış  ki  çilek gibi duruyor,Nur beyaz gömleğini  yukarı çekeleyip burnunu sildi.

 Sen oku yeter ki Devlet var, bir çok kurum var onlar bütün gün gezen kızlara burs vermiyor, emeğinin karşılığını hak edeceksin,ama eğer  sözlerimi umursamıyorsan Minel'i de peşinden sürüklemeyeceksin bir daha Minel'e yaklaşmayacaksın.''
'' tamam''
 Minel'e döndüm ''sen söyle bakalım sen neden kaçıyorsun okuldan paran mı yok  sana destek olan  insanın mı yok  senin derdin ne''   tokatlanmaktan kıpkırmızı olmuş yanakları kısık gözleriyle , gözlerime baktı
 ''hiiç canım istedi'' o an  hiddetlendim    yanağına attığım tokatla yanağının şiştiğini hissediyorum , ''nasıl canım istedi ya senin canının böyle bir şey istemeye hakkı yok bana bakkk''

   Sesim o kadar yüksek ki boğazımın yırtılacağını sanıyorum, konuşurken kelimeleri karıştırıyorum,gülüyor ''kelimeyi ters söyledin'' hay ALLAH'ım ben Nur 'dan korkarken asıl psikopat Minel çıktı!
''bak bana bak neyim ben  yanağına  bir tokat atıp neyim söyle    kadınım değilmi?
 değilim bak bana   halime bak ben sen iyi yetiş diye hayatımdan vazgeçmiş bir insan   artığı, haline geldim ne demek canım istedi, benim canım hiç mi bir şey istemiyor bende gezmek istiyorum bende  diğer arkadaşlarım gibi kafelerde  davetlerde gezmek istiyorum'' 
''gez o zaman''
 Vurmanın bir faydası omayacağını anlayarak,  karşı  divana oturup  
''evet gez değilmi çok basit  tamam yarın  güzel giyinip makyaj yapacağım  işe canım isterse gideceğim ,beni her beğenen erkeğe bir şans vereceğim  bu hoşuna gidermi?''
 ''gitmez''
 ''o zaman derdin ne minel,  biz  neyin savaşını veriyoruz ? ben senin hayatını mahfetmeni izlemek isteseydim  babanın yanında bırakırdım!Şu an onun kadar şerefsizsin o beni, yıllarca kullandı şimdi sen kullanıyorsun''
Gülümsedi,gülmesi beni delirtiyor! ''Sende bu kadar saf olmasaydın''
 evladım bu hale nasıl geldi Erkan la el ele verip  seri katillere taş çıkartacak bir evlat yetiştiriyorum ve bundan haberim yok!

Nur mu Minel'i  peşinden sürüklüyor du yoksa tam tersimi olmuştu diye içimden düşünmeden edemedim.

''Okuyacaksın,gezeceğin günlerde olacak  iyi bir işin  olduğunda zaten  iyi insanlar seni bulacak.Ya okuyacaksın yada okuyacaksın bunun çıkarı yok ben her gün sizi acaba bu gün eve geldiğimde   biri kullanıp kapıya ölülerini mi attı diye düşünerek gitmeyeceğim işe''
Minel gözlerini kısıp '' sen nasılsa her şeyi benim için düşünüyorsun,nasılsa benim için tüm sorunları  ortadan kaldırıyorsun benim düşünmeme gerek yok!''

 Cebimdeki anahtarı çıkarıp kapıyı açtım ,''Nur git evine  ama  iyi karar ver ya değiş yada  arkadaşlığını değiştir..''

 Nur tamam deyip ayaklandı ,Minelde onunla ayağa kalktı ikisinin önüne yaklaşıp birer tokat attım acıdı mı?
 Nur'' acıdı''  emin olun  hayatta bundan daha acı şeyler var,  bunu hiç unutmayın sizi nasıl dövdüğümü hiç unutmayın.'' Minel'e döndüm  gözlerimin içine baktı diklenerek gözlerini kıstı acımadı  der gibi gözlerime baktı

''Kızım sana bir şey demiyorum sen düşünme kızım ben düşünürüm, sen öldür  bıçağı bana getir ben yaptım derim, sen boz bana getir ben tamir ederim,sen okuma iş sahibi olma ben seni sırtımda taş taşır yine bakarım,ben dilenirim seni kimselere muhtaç etmem, neden anlamıyorsun?
sadece benim gibi bir hayatın olsun istemiyorum, arkamda biri destek çıksaydı şimdi böyle sürünmezdim demeni istemiyorum
neden anlamıyorsun?   bu harcadığın hayat sadece senin değil  benimde hayatım.Sana  sütüm helal, senin için  harcadığım hayatım haram olsun...''

 Minel o ana kadar hiç ağlamadı o an  gözleri doldu  dudakları titreyerek ''Anne bu çok acıttı!''  o an ağlamaya başladı  hafta sonu yataktan hiç çıkmadı,  yemek yemedi hep ağladı ...
Bir gün kitap olacak:)




8 Ekim 2012 Pazartesi

Gölgede açan çiçekler # 29 #


UTANIYORUM
Gerçekten muhtaç olanın  yardım dernekleri önünde oturup saatlerce  bekleyip,utançtan geri döndüğünü  biliyormuydunuz?

Oysa iri cüsseli adamlar, bir giydiğini bir daha giyemeyen hanımlar, lüks araçlarıyla gelip yardımı alıyorlar.

On gündür  kapıya kadar gitmeme rağmen içeri giripte derdimi anlatamıyorum,Yardımlaşma derneğinin bahçesinde saatlerce oturup geri dönüyorum, her gün  lüks araçlarıyla gelen insanlara şahit oluyorum,ilk başlarda belki başkalarına götürüyorlar diye düşündüysem de  ,zamanla bu iyi niyetli düşüncemden vazgeçtim.

Genelde maddi durumu iyi olanlar yada roman vatandaşları yardım alamak için  en ön sıralarda ben ve benim gibilerse araf oluyorlar!

 Bu kadar zengin olduğu dışarıdan belli olan insanlara nasıl yardım parası veya yiyecek verilir ki? sabah fazla kalabalık değil, iri cüsseli marka bir takım giymiş beyfendinin arkasdından cesaretimi toplayıp i,çeri girdim,girişte görevlilerin iki masası var bana yakın olan bayanın yanına gidip ben yardım için bilgi alacaktım?  elime bir kağıt tutuşturdu bunları hallet gel.

Üstünüze herhangi bir mal varlığı olmaması gerekiyormuş. Muhtağlığa gittim derdimi anlattım ''neden daha önce gelmedin kızım?''
'' utandım'' 
''ah kızım ne zenginler alıyor üstelik mal varlıklarını  başkalarının üstüne gösterip ,hastane masraflarını bile karşılatıyorlar, öz çocuğunu  sağlıklı olduğu halde özürlü gösteren aileler var''

Şaşkınlıkla dinliyorum,aslında bu bana çok yabancı değil iş yerimde de   çocuğunu beyin özürlü gösteren bir aile var üstelik heyet raporundan geçsin diye  çocuklarına küçük yaşta sahtekarlığı öğretmişler, gülerek anlatmıştı  ''tüm heyetin önünde çıkar oğlum bibini  işe onlara sonra otur  oyna  idrarınla!''
 tabiki  maaş bağlanmış... 

 Bazen rastlarım  mahalleye  yemek araçları gelir yardım kuruluşları ve  sosyal Hizmetler tarafından, akşama yemek yapmak zor gelen  kadınlar çıkar sıraya girer,utanırım Minel daha küçük ,ona git kızım sıraya sen gir  sıcak yemek yiyelim
''Biz o kadar muhtaç değiliz anne , yokmu iki yumurtamız, salçalı yumurta yap bizden daha muhtaç insanlar var''

''var var ama bak  nasıl zenginler sırada ,kadının dairesi değil apartmanı var,apartmanı,sende utanıyorsun değilmi? bak millete '' 
söylene söylene  salçayı tavaya  koyup, ocağın altını açıyorum..


Sahtekar insanlardan gerçek muhtaç insanlara fırsat kalmıyor ki  bu gidişle ben zaten yardımı alamayacağım, kendimi acındırmadığım yerde yatıp yuvarlanmadığım için ,   maddi durumum bir çok zenginden iyi görünebilir! 
Bir gün kitap olacak:)




5 Ekim 2012 Cuma

Gölgede açan çiçekler # 28 #


HUZUR!

Bayram da babama gitmedim, hiç içimde titremedi, vicdan azabı duymuyorum...
 ben yeterince ağladım biraz da o ağlasın...

Geceleri Erkan'ın yumruklarıyla uykumdan uyanıyorum, bakıyorum kimse yok !

Huzurlu ama fakir bir hayatımız var. Minel'in  dış dünyaya özenti duyması en büyük korkularımdan, babasızlığın acısını kendinden yaşça büyük erkeklerde araması en büyük korkularımdan.

Anneanneme  son günlerinde verdiğim değeri fark eden  mahalleli yaşlı kadınlar ,beni dilden dile yaymış olacak ki  on sekizinde genç bir kız kadar görücüler gelmeye başladı.

 Bu durum beni rahatsız ettiği kadar ilk zamanlarda şakaya vuran Minel'i tedirgin ediyor.

''Anne evlenmeni istemiyorum ,  nereden biliyorsun  evleneceğin kişinin bana yan gözle bakmayacağını,belki iyi birine rastlayacaksın, belkide ben ona yan gözle bakacağım!'' 
Bu benim için  söylenebilecek en açık kelime.  Zaten düşünmediğim evliliği  aklıma geldiği anda silip atacak kelimeler, aklıma geliyor..

Aynı evde iki yabancı ,haklı benim eşim olacak ya onun hiç bir şeyi,üstelik evlenmem için  bir mecburiyetimde yok...
 İyi kötü bir düzen kurmuş durumdayım...

 Tek tenceremiz var, çorba ve yemek yapacağım zaman  sırayla yapıyorum önce  yemeği pişirip başka kaba koyuyorum sonra çorbayı pişiriyorum...

 Misafir gelse yedek yastığımız bile yok. Ben battaniyelerden yastık yapıyorum,kendi yastıklarımıza temiz birer kılıf geçirip misafire veriyorum...

 Nadide ani bir kararla nişan ve bir ay içinde düğün yaptı.Düğününe gidemedim. Minel'i yolladım ,çalışmak zorundayım,bir gün izin demek bana, bir hafta yemek yok, demek!

Hayata hep kendi yönümden bakıyorum da Minel'in ne kadar acı çektiğini ne kadar empati kursam da anlamama imkan yok...

Bir gün kitap olacak:)


3 Ekim 2012 Çarşamba

Gölgede açan çiçekler # 27 #




ÇOCUKSUN SEN!

Yoktan var olmak dedikleri bu olsa gerek.Bir çok şeyle mücadele derken elimde ki en nadide çiçeğin kıymetini her zaman bildim,ve onu  öyle  gelişi güzel koparılıp harcanmaması için  elimden gelen mücadelenin en iyisini yapmaya hazırım.

Minel'le arada ergenlik sorunları yaşasamda halledemeyeceğim sorunlar değil, sonuçta ben anneyim ama anne şefkatinin yanında babanında  otoritesine sahibim .

Benim  hata yaptığında ''bak babana söylerim''  sözlerini söyleme lüksüm yok.Dediğim kelime  yapmayacaksın da değil ,teklifler sunuyorum  reklamcı edasıyla eğer bu yolu izlersen başına gelmesi muhtemel olayları  gösteriyorum.

Babasız bir çocuğu küçükken kimse görmüyor da azıcık göze gelmeye başladığında herkes sahiplenmeye çalışıyor, sözüm ona sahiplenmek ,hayat kötü  insan oğlu kullanmayı sever...

Aslında bir çok şeyi kendi yaşamadan bende gördü. Güvendiğimiz insanlar nasıl, en basitinden Mert ağabeye çok güveniyorduk ,adam bana evlenme teklif etti üstelik akaraba ve evimize her gün giren biriydi...

Anladım ki anneler verdikleri öğütlerden çok  yaşadığı hayat tarzıyla çocuklarına örnek olurlar.

 Yatağıma yattığım da benimde hayallerim,tutkularım ,arzularım  oldu ilk ayrıldığım zamanlar. Hiç biri kızımdan değerli değil.

Ben, Minel için  hayatımdan, kadın olmaktan vazgeçtim, Minel büyüdükçe bunu daha da iyi anlayabiliyor.

Nasıl benim bir çok eşinden ayrı arkadaşım varsa onunda bir çok annesi babası ayrılmış arkadaşı var . çoğu arkadaşı annelerinden şikayet ederken  o kıymetimi sanırım daha iyi idrak ediyor, ben nasıl üstüne titriyorsam oda benim üstüme öyle titriyor...

 Gece  Erkan'ın ağabeyi aradı  bende baş sağlığı taziyesi için  aradığını düşündüm meğerse haberi bile yokmuş...
Erkan evleniyormuş....
 ''E güzel benden ne istiyorsunuz?'' dedim
 ''Bak Melek size nafaka vermiyor onu icraya ver   ,evlenip ayrılmış ve çocuklu bir kadınla evleniyor  ,kendi çocuğuna bakmıyor başkasının çoçuğuna sahip çıkıyor.''

''tamam ağabey'' dedim telefonu kapayıp hemen 
Hilal'i aradım halen kapı komşular işin doğruluğunu ona sordum,Hilal ''aman Melek sakın karışma  evet bir kadın getirdi eve  ama belkide imam nikahlıdır olayın ne olduğu belli değil, biliyormusun senin ev sahibinin  kocası öldü aa hadi ya evet hemde nasıl nasıll nasıl olacak Erkanla  inşaata gitmişler orada kalp krizi geçirip ölmüş.  Ambulansı arayıp o haber vermiş   gömüldükten kısa bir süre sonra  ev sahibi  yenge hanım başka yerden ev aldı. 
 Erkan ayda iki üç defa kirayı vermeye gidiyor kıkırdamaya başladı'' 

''Tövbe de kızım  benim ev sahibi sonuçta senin akraban, başına bir şey getirseydiler adamın  belli olurdu'' 
''ee güzelim akrabam olması bazı şeylerin gerçeğini değiştirmiyor, ne dedi de adam kalp krizi geçirdi acaba''

''Yok ya yaşlı başlı kadın'' 
''heee Melek hep böyle devam et ...''
 telefonu kapadım  mahkemeye vermeme kararı aldım.  Sonuçta  bir haltlar karıştırdığı kesin  işi bozulur sonra sen bozdun senin aklın halen bende  diyebilir. hazır peşimi bırakmışken Eşşeğin aklına karpuz kabuğu getirmemek gerek...

Minel bir kaç defa babasına gitti  ,aslında gitmek istemedi ben zorla yolladım ,Henüz çok küçük  tam gelişme döneminde kafasında  bir erkek modeli yok baba olmayınca  yaşça büyük erkeklere ilgi duymasından korktum, her gönderdiğimde  bir iki gün içerisinde ağlayarak döndü ''babam beni istemiyor anne  lütfen yollama...''

 Çocuğa ''sen her geldiğinde çok masraf oluyorsun'' demiş bunun sebebi ise sadece bir külah dondurma istemesi....
''tamam kızım artık yollamam'' dedim ...
Erkan'ı aradım 
''sen nasıl bir insansın çocuğa nasıl böyle konuşursun?''
bana nasıl konuşmuşum diyeceği yerde ''oda masraf olmasın'' dedi ''tamam Erkan  ben zaten kertenkelelerin uçamayacağını biliyorum ama belki demiştim...''

 Beni ablalarına söylemiş.  Bak bak   ergen sanki beni şikayet ediyor ,ablası bir hafta sonu aradı ''Melek sen Erkana kertenkelelerin uçamayacağını biliyordum ama belki demişsin. anlayamamış  küfür mü ettin sen?''  Güldüm''abla ben dedim ki  sen sürüngensin belki  bir ihtimal  yerden kalkarsın ama anladımki hiçç olacak iş değil ...''

Ablaları ,ağabeyi arıyor tabi onlarda çıkarı olursa .

Bayram yaklaştığı için , Minel'le bayramlık almaya gittik Alışveriş merkezinin giriş katında çocuk reyonundaki  atlı karıncada bir kız çocuğu ve durmadan sırtındaki teri kontrol eden babaya gözü takılıyor.

Alışverişimizi yapıp çıkışa geldiğimizde  baba ve kız halen orada , baba kızını  öpüyor sevgi gösterilerinde bulunuyor,Minel birden  ani hareketle  adama yaklaşıp ''yeter be yeter nede çocuk görmediğiymişsin!'' aman ALLAHIM!  birden ayağa kalıp Minele dik dik bakan adama  sadece elimi  burnuma götürüp  yalvaran yaşlarla  dolmuş gözlerle,  lütfen susun der gibi baktım.

  Adamcağız  zaten neye uğradığını şaşırmış vaziyette.Benim çaresizliğimi farketmiş olacak ki Minel'e  ''pardon'' dedi Minel koşar adımlarla  dışarı çıktı adamdan özür diledim.Malum bayram hassas bir günü babasızlık anlarsınız'' dedim  ''sorun değil'' dedi  
Minel dışarı çıktığında  ''şimdi çığlık atmak istiyorum anne neden neden benimde böyle bir babam yok?!!  

Sadece ''yavrum hayırlı olsa emin ol zaten şu an yanında olurduk ''diyebildim...

Çoğu gece ikimizde çığlıklarla uyanıyoruz . Erkan'ı rüyamızda bize zarar verirken görüyoruz, buna rağmen baba işte özlüyor, çaresiz kaldığım anlardan biri... 

Eve  yaklaştığımızda bir dilencinin kapı önünde oturduğunu  görüyorum.
 Kapıya yaklaştıkça oturanın dilenci olmadığını, yaptığı hataların farkına varıp, evladının ayağına gelmenin ezikliğini yaşayan  şapkasını önüne eğmiş,  yüzüne nasıl baksam diye düşünen bir baba olduğunu farkediyorum...

 Babam gelmiş.

Geç baba deyip içeri buyur ettim,  oturma odama girer girmez sarılıp ağlamaya başladı ''tamam kızım biz bir hata yaptık, gel sen yapma bu bayram gel köye''
 Sustum...
Bir saate yakın oturdu durmadan ağladı ,giderken tekrar ''bak kızım bayramda köye  bekliyorum...''

Koskocaman adam karşımda çocuklar gibi ağlıyor bense nedendir bilinmez  hiç bir şey hissetmiyorum....
Bir gün kitap olacak:)



2 Ekim 2012 Salı

Gölgede açan çiçekler # 26 #



ŞÖFÖR
Anneannemin gidişi beni o kadar yaraladı ki  onu ne kadar çok sevdiğimi anlamam için ölmesi mi gerekiyormuş diye düşündüğüm  zamanlar oldu, Annemi kaybettiğimde bile bu kadar yoğun duygular hissetmedim.
Belki de  anneannemin yıllarca yaşadığı evde, şu an ben yaşadığım için bu kadar hassas olabilirim.Nereye baksam  ondan bir şeyler görüyorum...

 Yıllarca bahçede kömürlükte piknik tüpüyle yaptığı yemekler , iki odalı evde beş çocuk.   Dayımların ,ve annemin çocukluk halleri küçücük evde  kavgaları , sonra anneannemin ,susun yoksa  babanızı uyandırıyorum hemen,  deyince korkudan uyuyan çocuklar,  zaman zaman  gözümün önünden geçip gidiyorlar...

 Anneannemin ölümünden sonra ,  akrabalık ilişkilerim yön değiştirdi,bir süre teyzemlerle  çok fazla  yakınlaştık, işe başlamam  bütün yakınlıklara mesafe koydu, zaten tam da istediğim şey...
 ben yalnızlığı severim...

İşe başladım ama  bir aydır ücretsiz izinde olmamız ,artık dayımların yanından evimize gelmiş olmamız bizim için çok kötü bir durum ,bende  Aysel yengem gibi anneannemi   yaza kadar ölmesin diye arada dürtsemiydim ne   diye düşünüp tövbeler ediyorum...

 Minel ''anne yarın   için harçlık'' dediğinde bizde yine alışıldık durum  önce cüzdanı yokluyorum  sanki  paranın olmadığını bilmiyormuş gibi,oysa bal gibi biliyorum yine  yok .

Ben ne zaman  şu parayı dert etmeden rahat bir gün geçireceğim...

Bir arkadaş mesaj attı  maaşlar yatmış, içim rahatladı, sabah  çarşıya gider çekerim. Evin bütün odalarının makina altlarını,  çekyat altlarını  didik didik ettim , bir lirayı ancak denkledim ama  yol parası iki lira...

 Minel beni   o halde görünce gülmeye başladı  ''dedektör vereyim    onunla ara''  
''git şebek sabah nasıl gideceğim ben çarşıya'' 
''amann anne dert etme benim   kartımda var ben basarım otobüste senin içinde''
 Oh iyi içim rahatladı sabahın yedisinde Minelle birlikte  çarşıya gitmek için minibüse bindik ,ben en arkaya oturdum, Minel  önce kedi için bastı kartı,  sonra benim için dıtt aman Yarabbim o da  ne Kentkartında nakit bitmiş...

Yanıma oturdu  '' sorry  anniş''
pişmiş pişmiş gülüyor beni bir panik aldı  ne yapacağım ben 
 ''of anne  aradan kaçarsın işte nereden bilecek..'' en arkada oturuyorum fakat  hava soğuk  şöför ara duraklarda  sadece ön kapıyı açtı,ya tam inerken  koluma yapışırsa parayı vermedi bu kadın diye bağırırsa ben ne yaparım eyvaah!
aslında  param varken  unutup  ücreti vermeden indiğim olmuştu ama bu başka  cebimde yok!

Çarşıya geldiğimizde  şöför, arka kapıyı da açtı, hemen sıvıştım  kalbim küt küt atıyor tam duraktan bir iki adım ilerledik ki Minel arkasına dönüp  bir an panikle  bana döndü ''anne şöför  parayı ver diye bağırarak arkandan geliyor ''  yapacak bir şey yok  ben  koşabildiğim kadar koşacağım, tam  hızımı alıp koşmaya başlayacağım, Minel  kahkahayı basıp  bir eliyle kolumu tutuyor   omuzuma yaslanıp kahkahalar atıyor

 ''ah benim safoş annem  adam  her  ücreti vermeyeni  minibüsü bırakıp kovalamaya kalksa...''
'' Eh minel öldürdün beni korkudan'' tabi o işin dalgasında   aynı olaylara ikimizin bakış açıları farklı bu gayet  normal. Bankamatikten paramı çekip  Minele harçlık verdim ''ah anne  keşke  minibüsün plakasını alsaydın''  ''aldım'' Minel tekrar  kahkahalarla ''off  anneee sana plaket yaptıracağım yılın sazanı...''

Hayatımız  elm sokağı kabusularından çıkıp   susam sokağına  benzemeye başladı...

Hayat siz onu ne kadar boş verirseniz o sizi kendine bağlamak için o kadar fazla mücadele verir...
Bir gün kitap olacak:)