25 Ocak 2016 Pazartesi

Bu gün...

Daha iyiyim ...
 Omuzum daha iyi ,  başımı  eğmeye başladım , eğdiğim de eskisinden daha az ağrı yapıyor.
Sol kolum fazla uyuşmuyor , bir objeyi tutabiliyorum. Ağrı kesicileri  azalttım, az stres bol gülücük...
 Arayıp soran , mesaj atan, mail atan ve burada güzel yorumlarıyla beni yalnız bırakmayan tüm  canlarıma çooooooooooooooook teşekkürler.
Seviyorum sizi...

21 Ocak 2016 Perşembe

Bakın Kim Gelmiş:(





Bir haftadır minik minik artçılar vardı  boynumda  dün nihayet büyük deprem   sarstı beni. Geçen yıl spor yaparken bir saniyelik bir  hatam yüzünden boynumda disk kayması boyun fıtığı oldum  ,ilaç tedavisi fizik tedavisi derken geçti sandım  ama bir haftadır hortladı resmen sol kolum hissiz Dün on dört saat  boyunca yataktan kalkamadım. Bu gün  başıma  felaket ağrı vuruyor  , migrenimi tetikliyor.Bu defa ki çok ağır geldi, İnsan hasta olunca hastaları daha iyi anlıyor,  aklıma hep geçen yıl onkolojide gördüğüm bebek geliyor böyle anlarda .Biz bu kadar ağrıda of diyoruz onlar of ta diyemiyor. Tamda yeni hikayeme başladığımda böyle bir talihsizlik yaşadım , başımı eğdikçe dahada ağrıyor.
Bloglara uğrayıp yorum yazamıyorum,  kendi bloğuma bile cevap yazamıyorum en kısa sürede  cevaplayacağım.Küskünlük  yapmayın n'olur hepinizi seviyorum...
Hayırlı Cumalar...
 
 Kitabın ilk bölümündeki istatiğim çok teşekkür ederim.
Bu arada günde 22 kez kesin mevlüde girmiştir belçikadan.

19 Ocak 2016 Salı

Bizim Hikayemiz # 2 #

Aslında yataktan kalkacak halim bile yok , mecburum işe gitmeye traş olup evden çıktım ,arabama binmedim , yürüdüm , yürüdüm ,Kimsesizler gibi hissediyorum kendimi . 

Belkide acımaya başlıyorum kendime. Karmaşık düşünceler yorunca beni, bir kaldırım kenarına oturdum ve yanımdan gelip geçerken, bana tuhaf tuhaf bakan insanlara aldırış etmeden hüngür hüngür ağlamaya başladım. Tıpkı bir kadın gibi… Kadınları daha iyi anlıyordum. Dahası anlamaya başladım. Yada öyle sandım...

Kadınlar ağlayabildikleri için mi daha güçlüler diye düşündüm. Kadınlar ağladıkça öfkeleri acıları gözyaşlarıyla akıyor. Ağladıkça güçleniyor mübarekler...

Biz erkeklerin gözyaşları ise irin oluyor , yüreğimize batıyor hemde her daim...

İçimin rahatladığını hissettikçe gözyaşlarımı silmiyorum. Kimi acıyor , Kimi meraklı bir bakış atıp yoluna devam ediyor , kimisi de kendi hayatının sorunlarından umursamıyor bile. Çok salak göründüğümün farkındayım.


Birden omzuma , titreyen yumuşacık bir el dokundu. Başımı döndürüp yukarı kaldırıp baktım. Yaşlı bir teyze:

‘’ söyle çocuğum, neden ağlıyorsun?... Annen mi öldü? Yoksa… söyle yavrum….’’ 

Yok teyze, boş ver, dedim başımdan savarcasına. ‘’Söyle yavrum, söyle’’ ısrarından ve söylemediğim sürece gitmeyeceğini anladığımdan birazda içimi döküp rahatlamak için aşkımla benim asla çocuğumuz olmayacak dedim! 

''Üzülme çocuğum derde bak bizim bir komşunun da olmuyordu, sonra bir doktor bulmuşlar oldu ver bakayım sen numaranı ver ararım seni '' beni anlayamazdı bir an önce başımdan gitmesi için çantamda bulduğum bir kağıda adımı ve numaramı yazdım , nasılsa aramayacaktı. Bu yaşta telefonun numaralarını bile zor görür tabii telefon kullanmayı biliyorsa... Kağıdı özenle cüzdanına yerleştirip pazar çantasını çekeleyerek uzaklaştı yaşlı kadın...

Aklımı bir anda başıma getirdi aslında haklıydı annem öldüğünde , Bu kadar dağıtmamıştım kendimi üstelik onun kadar hiç bir kadını sevemezdim . Birden utandım bakışlardan , gözlerime bir şey kaçmış gibi davranıp ''başım döndü de '' bakan insanlara açıklama gereği duyuyordum , sanki umurlarında .  

Toparlanıp eve geldim kendime onu düşünmeyi yasakladım.

Her sabah spora gidiyor, saatlerce koşuyor eve gelip kahvaltı edip işe gidiyorum , işten gelince bilgisayar karşısında yemek yiyor , hep komik filmler izliyorum.

İş arkadaşımın , önerdiği bir filmi izlerken birden aklıma geldi aslında Deryaa... Çıkmıyor ki aklımdan sadece hatırlamıyormuş gibi davranıyorum , gözüm hep telefonda bazen cebimden çıkarıp bakıyorum belkide mesaj attı ben duymadım , sesi açık ama yinede belli olmaz geceleri durmadan uyanıp telefona bakıyorum belki aramaya cesaret edemiyor yada...



 

Hediyelerim geldii:)

Sevgili visnelikiraz'ın vişnesi tık  bir çekiliş yaptı tabii şimdiye kadar pek rastladığımız türden değil.
  Onun şartları beni ekleyin  , paylaşın   falan değildi ...
  Sokak hayvanlarına koyduğunuz yiyeceğin resmini yollayın dı...   
Erkek arkadaşı dahil beş kişi katılmışız .

Başka türlüde bana pek şans gülmezdi:)  neyse  gelelim hediyelerime  çook teşekkür ederim  kargonun kuryesi  paketi getirip yan komşunun ziline basmış evde olmayınca notu kapıya sıkıştırmış benden de küçük bir not  yan komşu öleli üç yıl oldu...

 Ufak aksaklıktan sonra  sevgili vişnenin uyarısıyla hemen kargo şirketine ışınlandım hediyemi aldım.
 Ve devam edecek bu proje  hayvan dostlarımız için çok yakında bende çekiliş düzenleyeceğim, sponsor olmak isteyenler böyle buyursun:) mail



Kutusu şahane








kitabımı okurken içeceğim sıcak çikolatam:)



Ajandamdaki  Küçük nota bayıldım , bana özel olduğu için resim yok:)


Kitabı çıkarmak için kutuyu ters çevirdim , bakın neler çıktı:)





 Çok teşekkür ederim vişnem...



17 Ocak 2016 Pazar

Bizim hikayemiz #1 #


Sen gittin ben bittim...



 Bize hep yanlış mı öğretmişler  yıllarca , okulda öğretmenler, belki  onlar da yanlış biliyor!  yarım ,yarım daha bir bütün olmaz mı? kırılan parçalarımı topladım  Öyle ise neden hala  yarımım...

 Giderken diğer yarımı götürdün benden. Bunu senin gibi hak etmeyen birinde bırakmayacağım... 
                           Hiç bir gidişin son olmadığını, "bitti" dediği gün anlamıştım. Veda edişi bile, ona tekrar  tekrar aşık olmama yetip de artıyordu. O gidiyordu. Aslında gitmiyordu, sadece kendi dünyasından çıkarıyordu beni. Öyle daha mutlu olacağına inanıyordu. Bunu zaman gösterecekti.
              Hava buz gibi, içimde ki yangının kıvılcımları bütün hücrelerime sıçrıyor. İçime akan sicim gibi gözyaşları, bu yangını söndüremiyordu. Gözlerine bakamayacaktım , ellerini tutamayacaktım… O başkasının bir tanesi olacaktı... Kulaklarımda uğulduyor sesi. ‘’Bitti, bitti...’’ 
                     Mesai  saati sonu ,  işten çıktım arabamla eve gelirken hep aynı şeyleri düşündüm durdum nedense. Hep güzel anıları hatırladım. İzmaritine kadar içtiğim sigarayla diğer sigarayı yakıp öyle söndürüyorum, mideme dokunduğunu bile bile... 
Üstelik üstüm başım hep kül , sigaranın külümü yoksa , yaktığından geri kalanmıyım bilemiyorum....
Şimdi görse bağırırdı bana. " Yakma şu sigarayı , Deniz" derdi. Aslında pek adımı kullanmazdı, hep aşkım derdi. 
                           Nasıl bu hale gelmiştik nasıl tükenip  bitmiştik, bilmiyorum. Yok yok, aslında biliyorum nasıl bu hale geldiğimizi. Birinin sizi terketmesi için yapmanız gereken tek şey  onuçok sevin, onsuz yapamayacağınızı hissettirin , gece gündüz onu düşünün, onun için ağlayıp zırlayın… O olmazsa öleceğinizi belirtin. Emin olun çok sürmeyecektir sizden uzaklaşması, Derya'nın yaptığı gibi…  

                           Bir insan sevdim yüreği yoktu. ! Farkındaydım farkında olmasına , yüreği olurum sanmıştım olamadım, olunmuyormuş… Nasıl eli olmayan biri, başkasının beslemesiyle doysa da içine oturmuyorsa , içtiği su  kendi eliyle içtiği gibi olmuyorsa  işte öyle.
 Olmuyormuş.
 O kendini çektikçe ben koştum peşinden, huzuru mutluluğu verebilmek için… 
En olmadık anlarda aklına geleyim de, içine keşke kelimesi bülbül olsun durmadan şakısın ... 
                Artık ayrı şehirlerde yaşıyor , ayrı havayı teneffüs ediyorduk. Sürmeyeceği baştan belliydi.  
 Arayacak biliyorum birazdan arayacak , aramalı....                     
                    Kırk beş  yaşındayım ve alışık olmam lazım ayrılıklara. 
Elbette sevdim , sevildim ama , Derya çok başkaydı. Yüreğimi titreten tek kadın…   
Kısacık siyah saçları , yeşil gözleri   ,pespembe yanakları vardı, kilolu olmasına rağmen ona çok yakışıyordu... 
O hep takıntı yapardı , boyunun  bir  elli oluşu  , kilosunun    altmış dokuz oluşunu ailesine bağlardı küçükken çok balık yağıyla beslemişler de  , zorla yedirmişler de benim umurum bile değildi ki , ben yüreğini sevmiştim...
    Çalıştığım kurum beni görevlendirmişti.  Babasıyla birlikte çalıştırdığı lokum yerini teftiş ettiğim gün tanışmıştık. Her zaman işim çabuk biterdi, o gün oradan çıkmak istememiştim. Yanımdaki iş arkadaşım sıkıntıdan patlamıştı.  Aylar ayları kovalamıştı  ve her gün biraz daha bağlanmıştım anlamadan meğer o hiç bağlanmamış...
 Biliyorum birazdan arayacak...
                      Yirmi dakika yol boyunca hep bunları düşündüm .  Eve geldim , ışıkları açmadan , üzerimi değiştirmeden, kendimi yatağa attım. Gözlerimi kapadım, sabah olacak ve herşey geçecek diye düşündüm.  İçim  çok acımayacaktı... Sabah uyanıp yatakta, ellerimi başımın altına koyup, tavanı izledim bir süre... 
                  Kırgın mıydım ?
 Evet , yaprağın rüzgâra kırıldığı kadar...  Rüzgar ister miydi yaprağı oradan oraya savurup çaresiz bırakmayı...
 Hayat mevsimler ise insan ağaçtan ibaret ise, kırıldığında sonbahar oluyorsun ve döküyorsun yaprağını ... Nasıl ki kırdılar dalımı sonbahar geldi ... Ardından ilkbahar gelecek, yeniden yeşereceğim , hemde aynı yerden , daha güçlü… 

Daha bir hırsla tutunacağım ağaca , bir daha  sonbahar geldiğinde daha güçlü , daha fazla dalım olacaktı kırılmaya müsait... Daha çok yaprağım , belkide daha çok canım yanacak ...

                  

11 Ocak 2016 Pazartesi

Kalite tesadüfmüdür ?



Çok meşhur bir sözdür ve reklamlarda da kullanılır , ''kaliteyi ucuza almak'' mümkünmüdür?
 Her alanda kalite ararız. Gıda ,giyim,insan hep kalitelisi olsun isteriz.
 Bir gün güzellik ve çirkinlik birlikte göle girmişler bir süre yüzdükten sonra çirkinlik sessizce çıkmış gölden, güzelliğin kıyafetini ( sliuteni) giyip  gitmiş. 
 Arkasından gölden çıkan güzel kıyafetini göremeyince  mecburen çirkinliğin  kıyafetini giymiş .
 İşte derler ki o gün bu gündür kim güzel kim çirkin kimse bilemez içine bakmadan anlayamaz.
 iyice süzgeçten geçirmeden ne insanı ne  sebzeyi   sindirmeye çalışma, bedenin hırpalanır der bir büyüğüm.

 Kısaca ele alacak olursak...
Giyimde kalite; 
Tabi ki çok ucuz kıyafetlerde var onlara da şans vermek lazım ,  bir kaç giyimden sonra eskisi gibi olmayacağının bilincinde olarak, kaliteli bir kıyafetin ,  ipi  , kullanılan kumaşı dikişe girdiği yer  çok kaliteliyse , sürümden kazansa bile onu   imal ettiğinin altı bir fiyata satmayacağına göre  kararı siz verin. 
 Gıda; En çok dikkat edilecek sektörlerden biri , en çok oyun dönen sektör kalitesiz  ürünü bile  organik diye pahalı satışa sunup , alıcıda  pahalı demek ki kaliteli deyip alıyor.

 Sebze ve meyve gerçekten çok çaba gerektiren şeyler ekiminde biçimine  kadar . bir  gıdayı organik istiyorsanız kendiniz yetiştireceksiniz yada köylerden bizzat gidip alacaksınız başka çaresi yok  . 
Bunlar benim için imkansız diyorsanız bazı  market ve  özel yerler var ama ya çok aşırı  pahalı  çünkü size gelene kadar çok el değiştiriyor ve hepsi üzerine kendine kar koyuyor.

 Temizlik;
 temizlikte kalite deyince hem ninem gelir aklıma   gidin oradan ben arap sabunundan başka şey kullanmam der çamaşır bulaşık hepsini onunla yıkar  ,  tencerelerini  ,bardaklarını temiz kumla ovar yıkardı eski toprak işte  belkide sağlıklı  olan buydu vefat ettiğinde yüz yaşını geçmişti. 
 Temizlik ürünlerinde kaliteye dikkat etmezsek   en sık başımıza geleceklerden biri alerji ,    giyeceklerimiz yüzünden ,yediklerimizde ise bir sürü bakteri yutmuş oluyoruz hemde en zararlısından kullandığımız bulaşık deterjanları sayesinde ,illa kalıntı kalıyor ama biz bunu  çıplak gözle görmüyoruz. 



İnsan;
 sanırım   kaliteli olup olmadığını en zor anlayacağımız varlık:))
 Kimi dış görünüşüyle vaaovv dedirtir işte kalite bu,  öyle bir duruşu vardır ki , yakışıklı( güzel ) yüzüne baktığınızda içinizi ferahlatan güven veren   bir görünüm ,  temiz giyimli   nerede susup nerede cevap vereceğini bilen sizi dinlerken bile gözünüzü ondan ayıramadığınız  en sıkıntılı anlarınızda   aklınıza getirmeye çalıştığınız  , her soruna mantıklı bir çözüm bulan insandır .
 Tabii böyle birini bulursanız hemen  bir sandalyeye oturtup bağlıyorsunuz ve   klonlanması için nasayı arıyorsunuz::)

 Kalite insan , nasıl ucuz olur ? 
herkesle  arkadaş olan bir insan her lafa anlasada anlamasada her konuya bir yorumu olan her yerde pat pat karşınıza çıkan, kıracakmış  , üzecekmiş düşünmeyen  hep ben benn  ,   hep vıcık vıcık kakarak kikikirik    , acıya   bile saygısı olmayan  bir insan sizce ne kadar kaliteli olabilir ?

 yetişemezki sizi anlayamaz çünkü  herkese odaklanır   siz dört yol ağzında durup  dört yola birden gidebilirmisiniz?
 her insanın belirli bir noktaya  belirli  dostluklara belirli bir kitleye odaklanışı ve hitabı vardır.

  Bir insan düşünmeden , bir olayı tartmadan hemen fikir beyan etmemeli , önce empati sonra  sempati yapmalı:) , her kitleye ,her kesime hitap edemez, çünkü her insan farklı giyimden, farklı yemeklerden , farklı kültürlerden hoşlanır  onunla aynı şeyi  beğenmezseniz  ne kadar anlaşsanız da bir yerde tıkanır, herkesin  beğendiğini beğenip  herkesin her şeyi olmaya kalkarsanız da kendi benliğinizden sıyrılıp başka bir şey olursunuz.
 Her insanın kendine göre bir kalitesi vardır  kumaşı (ailesi)
ipi(yetiştirilme tarzı.okulu v.s) dikişe girdiği yer (arkadaşları, çevresi)
 çok önemlidir birde ne kadar  hepsi iyide olsa   sebze gibi çürüğü de vardır ortam , koşullar mayası , derken bozulur, deterjanı( çevresi) ne kadar iyi ve kaliteliyse birazda olsa toparlanır ama sonuçta    dışarıdan etki ne kadar etki eder  bilinmez.

 Şimdi siz karar verin , sizce kalite ucuza olur mu?

 

10 Ocak 2016 Pazar

7 Ocak 2016 Perşembe

6 Ocak 2016 Çarşamba

Gece Atıştırmalıkları

Çayın yanına almıştım  , çay olana kadar ben yedim onları , çok lezzetliler ne yapayım:))
 Poşetlerini açarken aklıma geldi:))
bazı insanlar , karşıdan bakınca ne kadar şeker ,tatlı ,sevimli,gerçek kişiliğini bir anlıyorsunuz aaa oluyorsunuz...
 bir de  tipe bak tipe dediklerimiz var özü sözü bir sürprizi yok en basitinden samimi...
Çay oldu yanına  keki olan varmı?:)))



Aşık sanmıştım 
üzerini değişince ikiyüzlü olduğunu anladım:))
Sadece aşık gibi davranıyormuş :))

Hayallerimi yıktılar 
İki yüzlü cinler:))


Ayı falan ama içi dışı bir:))
 Ayı işte fazla bir şey bekleme , beklentin belli:))





4 Ocak 2016 Pazartesi

Kuyular ve Kuytular...




Her insanın kuyuları ve kuytuları vardır ,  her insanın  ve doğuştan gelen  aile yapısı , genleri , karakteristik yapısından dolayı  kuyuları ve kuytuları farklıdır.  Bir insanın  kuyusu  , göz yaşı kin nefret intikamla dolmuş ise o kuyuda boğulursun ,onun yaşadığı acıların bin katını da yaşatsa umrunda olmaz , o dayanabilmiş ise bu kadar acıya başkaları neden dayanmasın...

 Aynı kuyu  farklı insan ,  kuyusuna göz yaşı ve merhamet doldurmuştur  merhamet ve şefkat her şeye inat yaşama inat sevginin sonsuz olduğuna inanır ve kuyusu sevgi doludur. 

Onun kuyusunda boğulmana imkan yoktur , kova kova şefkat , merhamet doldurur , sıkıntılı anında kendini o kuyuya atmak istersin...

 Aynı şekil kuytusuna sığındığınız liman her zaman kuytu değildir!
Yarasalar bekler sizi o kuytularda , siz sığınırken  gölgeler yavaş yavaş  hapseder yüreğinizi , arkanızdan çevrilen dolaplar , maskeli maskeli dost görünümlü  düşmanlar , sır verdiğiniz    sizi yanıltan insanlar ,  uykusuz geceler  , çelişkili düşünceler ve artık mutsuzluk hakimdir ütopyanızda...

Bazı insanların kuytusuna sığınılır ve   sarar sarmalar , artık bir bütün olur  hayalleriniz  gerçek olmuş gibi hissedersiniz ,  siz içinizde tutamayıp ona anlatırken o kendine bile fısıldamaz sırlarınızı . Korur kollar her şey odur ,  sizi anlamış   sevmiş bağrına basmıştır yel değirmenlerine savaş açan don kişot gibidir...

Her insan biraz gül biraz kül kokar ,  bazısının gül kokusu baskındır bastığı toprağı , dost olduğu insanı kısacası çevresini ailesini gül kokutur .
 Bazısının da kül kokusu baskındır gittiği yeri  is kokutur buram buram genzi yakar ... 
 Kimin kuyusuna , kimin kuytusuna sığınacağınıza dikkat edin ...




3 Ocak 2016 Pazar

Kış geldi mi ne? :)


Hava çok soğuk kalbinizin sıcaklığı yeterli olmayabilir:)
Sabah  camdan baktığımda ki manzara



Hemen kendimi yollara attım  dersem yalan olur bir saate yakın ekmek yerine ne yesem diye düşündüm ve en sonunda paşa paşa  fırının yolunu tuttum...

Yollarda ne kedi ne kuş var nereye sığındılar acaba, umarım  çok üşümüyorlardır ...

Dört günlük tatil boyunca her gün kuşlara  yeşil , kırmızı mercimek ,pirinç haşladım    ilk başlarda  kaplara koyuyordum baş edemedim kuşlar hücum edince birbirlerini itip kakıyorlar, bende toprağa attım  bizim bahçe cami havlularına benzedi:) 
yarın iş var  özleyin beni kuşlar:)
 iyi akşamlar diliyorum:)




Raif Badawi Sizde olabilirdiniz


resimler http://www.raifbadawi.org/

Dinin özgürleşmesinden ve kamusal alandaki baskısının azaltılmasından yana tavır sergileyen Badawi, ilk birkaç yıl boyunca Suudi Arabistan'daki otoriteler tarafından herhangi cezai bir yaptırıma tabii tutulmamıştı. Ancak Arap Baharı'nın ardından 2012 yılında tutuklanmış ve önce idam cezasını gerektiren dinden çıkma suçuyla yargılanması istense de daha sonra suçun mahiyeti asayişi bozmak, İslami değerleri küçümsemek, dini liderleri gülünç duruma getirmek olarak değerlendirilmiş ve görülen bu davanın sonucunda Badawi 7 yıl hapis ve 600 kırbaç cezasına mahkum edilmişti. Cezaya itiraz edilmesinin ardından davanın yeniden görülmesine karar verilmiş ve yeniden görülen davada Badawi’nin cezası artırılarak toplam 10 yıl hapis, 1000 kırbaç ve 266.000 dolar para cezasına çevrilmişti.

2012'den bu yana hapiste olan Badawi'nin 1000 kırbaçlık cezası ise 20 hafta boyunca her Cuma günü cuma namazının ardından 50 kırbaç vurularak tamamlanacak. İlk 50 kırbaçlık ceza 9 Ocak 2015 tarihinde gerçekleştirildi.
 Yazı:Netten alıntı


 http://www.raifbadawi.org/

Blog yazmak sırtınıza iyi gelmeyebilir,
O bir blogger
Onun üç çocuğu bir eşi var tek savunduğuda buydu, Özgürlük herkesin dinde ve yaşamında özgür olmaya hakkı vardır lütfen hepimiz birlik olalım ve bir günlüğünede olsa hepimiz bloğumuzda bunu paylaşırsak sesimizi duyurabiliriz   sadece 50 kırbaç vuruldu ve daha  950 kırbaç vurulacak  her cuma namazı sonrası buna biz dur diyebiliriz , hadi sende bloğunda bu gün bunu paylaş ve dünya uyumasın. 
Blogger bolat'ın yazısıyla öğrendim  okumak isteyen blogger bolat'ın yazısı tıkla




Not: Ne bloğu olursan ol paylaş Lütfen destek olup bloğunda paylaşanlar  yorum bıraksın...



1 Ocak 2016 Cuma

Bu gün...

Evde olmak kötü bir şeymiş , Ev hanımı olmam ben , büyük ihtimal  ölmeden  bir önceki güne kadar çalışırım .

Akşam gece dörtte uyuyunca sabahta haliyle  on birde uyandım kahvaltıyı edene kadar bir oldu, çarşı , pazar gezmesi derken evde  biraz mutfağa gireyim dedim .

Kurabiye yapayım dedim , o kadar rahat ettiler ki ellerimde ,  birde bu soğukta sıcacık fırını görünce yayılmışlar ohh:)
Süsledim püsledim biraz  ,gider onlar gider:))
Özel birine:):)

 eh birde tuzluya el atayım dedim neyse onlar idare eder


Yanık kremi getirin kualanın yüzü penguenin göbüşü yanmış:=))

 gaza gelip yaprak bile sardım  benimkiler  hiç te  yemek bloglarında ki gibi ince uzun olmadılar gayet tombiş oldular:)


Canım profiterol istedi ona hiç cesaretim yok  , yapmasına yaparım da yenirmi bilemem:) 

Dışarı çıkıp pastanede  yedim ohh mis yapanın  ellerine sağlık:)

Tatil olunca her yer çok kalabalık alışveriş çılgınlığı var.
Hemen evime attım kendimi...
 Bunlar eve gelirken soğuktan  üşümüş yiyecek arayan kedicikler:(

Denge oyunu hiç oynadınız mı bilmiyorum ben yıllardır almayı erteliyordum , geçen ay aldım özellikle yalnızken  oynaması çok zevkli, isteğe bağlı ailece yada  bir arkadaşlada oynanabilir  rezidansımı yıktım resimlerken.



 Kitaplığı karıştırırken  eski kitaplarımdan birini buldum ,  İlk kırk sayfada hiç sıkılmadım , 
Bana Sevgiyi Anlat
Zeliha Akçagüner






Günü  her şeyden biraz diyerek film açtım ancak hüsrana uğradım beklediğim filme henüz alt yazı gelmemiş biraz  Hintçe  izledim  anlayamamak  kötü   diyerek başka bir Hint filmi açtım .
 Kick











En heyecanlı sahnelerinden biri

 Konusu ve  oyuncuları güzel sürükleyici Bir bayan ve bir polis ikiside bir baş belasından muzdariptir ve yolları bir gün kesişecektir... 
  I
love you:))

 Şimdilik  Kuğudan haberler bu kadar ...