29 Kasım 2013 Cuma

Kelebekler uyurken # 1 #





Çatıdaki kiremitler...
 Çocukluğum çan  ve ezan seslerinin karıştığı bir mahallede geçti, halende öyle ...
Her pazar gibi bu pazarda  erken saatlerde   uyanmak zorunda kaldım , evimizin arka tarafındaki kilise sayesinde, bu bende hep büyük bir merak uyandırmıştır, ne zaman insanlar toplanmaya başlasa hemen  evimizin,  o tarafa bakan kömürlüğünün kiremitliklerine  boylu boyunca  uzanır geleni gideni izlerim.

Kimsenin beni görmemesine dikkat ederim, çatıdaki kiremitlerlerden biri gibi hissediyorum kendimi bazen. Bazende, güvercin...
 Hatta bazen olayı abartıp  yanıma    sepet bile hazırlarım içinde sandviç, kraker hatta çekirdek bile olur .
 çok hoşuma gider   düşünce tarzları,   çok güzel kıyafetler giyiyorlar, bayram gibi.
 İşte yine öyle sıradan bir pazardı benim için, ta ki onu görene kadar,  yıllardır bu  kiremitlikte kediler gibi   her pazar  kiliseye gelen insanları izlerim , ilk defa beni birisi fark etti ve bana öyle bir gülümseyişi vardı ki o kadar uzaktan beni nasıl fark etmişti...

 Artık her pazar benim için farklı bir anlam taşıyordu o'nu göreceğim...
Her hafta sonu  bana o kadar güzel gülümsüyor ki  
 her zaman  yanında küçük bir oğlanla geliyor acaba  neyi oluyor bu  çocuk onun?  Onları tanıyan birileri olmalı mutlaka mahalleye yeni taşınmış olmalılar yoksa mutlaka  tanırdım.
 Annemin sesiyle irkildim
 ''Düş bir gün o çatıdan birde ben döveceğim seni, kızım  sen hiç akıllanmayacaksın in hadi   teyzenlere gideceğiz şimdi zırıldarsın iki saatte  şalını bağlayamıyorsun!''

dır dır dırr hiç  susmaz özel bir dizaynı var hiç susmaz, gizli iş yapamazsın her şeyi duyar , her şeyi en iyi o bilir.  klasik bir anne ne var bunda der hep Duygu ah bu arada ben Göksu yirmi bir yaşındayım iki yıllık yatay geçişle çocuk gelişimi okudum , iki yıllık okuyunca, alanımda iş bulamadım, şimdilik küçük bir  fabrikada  personelde çalışıyorum, herkes yeşil gözlerimin esmer tenime çok yakıştığını söylese de ben  1.60 lık boyumun  kısalığından yakınırım, yuvarlak yüzümü kimileri ay parçasına benzetse de ben daha çok yarımadaya benzetiyorum yada mayası fazla gelmiş poğaça...

 Annem bana hep sıska, çırpı bacak dese de ben her zaman  rejim yaparım. Zayıf olmamın en büyük avantajını da  kiremitlikte yaşarım, yoksa babam benim oraya çıkmama asla izin vermez , ah babam dünyalar tatlısı annem den ne zaman para istesem hep yoktur ama babişkomda hep vardır  yerim onu ben...

İlk okuldan sonra   yaz tatilinde gittiğim Kuran kursundan etkilenip  başımı örtme kararı aldım ailem ilk başta çok küçüksün dediyse de  beni ikna edemediler , önceleri sadece okul dışında kapatıyordum başımı  , baş örtüm hep çantamdaydı okul bitince özgürlüğüme kavuştum  kendimi böyle tam hissediyorum.
 Off off bak şimdi aklıma yine o geldi bu pazar kiliseye mi gitsem acaba  Anneme ne diyeceğim nasıl izin alacağım  salmaz ki beni saçlarımı yolup elime verir ... 



22 Kasım 2013 Cuma

Bir soru sorabilir miyim?



Sizce Aşk  ne renktir?

Soruya ilk cevap benden olsun 
bence, siyahtır Çünkü; gizler her şeyi içinde.
 Üzüntüyü,nefreti,kızgınlığı,yokluğu, varlığı,dostluğu,çevreyi hatta kendinizi gizlersiniz.
Açılım yaparsak
Üzüntü= çok üzüldüğün anda bile sırf o üzülmesin diye ona yansıtmaz sın...

Nefret= hiç sevmediğin yemekleri bile onun hatırına tadarsın,hatta hiç sevmediğin hoşlanmadığın ,başkaları yaptığında ıyy ben yapmam dediğin  tuhaflıkları yaparsın...

Kızgınlık=o hiç olmaz ki ne desen sana mantıklı gelir,bir gülüşü nelerden vazgeçirir..

Yokluk= tek yokluk odur hayatında o olmazsa nefesinin ritmi bile değişir,para pul anne baba kimse umrunda değildir ki
 o başkadır işte bambaşka...


Varlık= o varsa her şey tamam,var oluş sebebi ,gözleri,gülüşü,elleri hatta mimikleri bile bambaşkadır,onun gibi kimse olamaz.o olamazsa yaşam olmaz...
 Dostluk= onun hakkında kötü konuşan yada temkinli  yaklaşan senin dostun olamaz,onun hakkında en ufak kötü söz  söylüyorsa zaten senin dostun olamaz...
 Çevre= Bütün insanlar,olaylar o kadarda önemli değil,  ucunda sevdiceğinle alakalı bir konu yoksa boş ver gitsin.
 Kendin= kendim mi ben diye bir şey yok içimi yarsalar sevdiceğim çıkacak içimden  illede o, yinede o, ve o yanımdayken bile özlediğim ,uzağımda iken burnumda buram buram tüttüğün ,sensizken anılarınla avunduğum  illede sen illede sen...
Meğer sevmek yarım kalmakmış,
 sevmeyen ,sevmeyi bilmeyen tam,
seven yarımdır, çünkü diğer yarısı sevdiğindedir.
Her şeyi örter,kapatır.
 İşte siyahtır aşk...

 Ne zaman beyaza döner, başlar  bütün renkleri kusmaya üzerine, şöyle ki  
 ona nefret başlar birden eskisi kadar güzel görünmemeye başlar.
  Ne yapsa itici gelir,önemsiz gelir, birden acil işleri çıkmaya başlar.

Onu uyaran eşe,dosta kulak vermeye başlar eh birazda hak vermeye başlar.
Hep ben mi üzüleceğim birazda o üzülsün demeye başlar. 
Hayat sevgisiz yürür ama parasız yürümüyor ne hediye alıyor,ne özel günleri hatırlıyor.
 Hep benden bekliyor bir defada aklına gelip o bir şeyleri başlatmıyor, bencil umursamaz demeye başlar... 
birden bende insanım hep başkaları için mi yaşayacağım  bıktım artık  birazda kendim için yaşayacağım demeye başlar işte bu aşkın beyaz hali...
bitti...:)
Sıra sizde...


14 Kasım 2013 Perşembe

Şey...



Ne zengin bir  kelimedir ''şey'' bir çok olayı, isteği hatta duyguları bile onunla anlatırız. o kadar zengin bir kelime olmasına rağmen  o kelimeyi, kullananın dışında kimse o şeyin ne olduğunu tam olarak bilmez.
Hele birde  ''şey'' kelimesinin yanına ''orada'' kelimesi gelirse tamamdır tam bir cümle olurlar, bütünleşirler. Artık bul bulabilirsen oradaki şeyi!...

-kızım oradaki şeyi getirirmisin?
-Anne nerede ve o ne?
-Orada kızım, orada dediği şey;  diğer odada kapının arkasındaki süpürgedir, annne yorgundur ve yardım bekliyordur ve kızın  akıl etmesini bekliyordur bu bir tür  çaresizlik, yorgunluktan kaynaklı gerginlik şeysidir

Birde olaylardan kurtulma şeysi vardır ki o başlı başına  bir komedidir.
-Kızım neredeydin?
 - Okul için şey lazımdı onu almaya gittim
-kiminle gittin?
-şeyle yaaa, a anne oradan  tabağı uzatsana,klasik laf değiştirme ortamın birazdan gerilecek olan havasını yumuşatma şeysi...

-Aşkım  ,akşam eve gelirken bir şeyler alırmısın?
-ne alayım hayatım?
- yemek yapmadımda  al bir şeyler
  aslında kendide bilmez  o anı kurtarma şeysidir...

 Bu şeyi  hep karşı tarafın çözmesini beklenir ,hıı birde anlamazsanız o zaman vay halinize birde saf  hatta cahil muamelesi bile görebilirsiniz.

 Bazende yanlış anlama,ve anlaşılmalara sebep olur...
, hoşlandığınız bir kıza 
-Çok şeysin!
- neyim söyle bakalım
- ya güzelsin demek istemiştim
- tabii tabii! Yanlış anlaşılma şeysi...

- Aşkımm dizi başlayana kadar
- eee
- Birikte Şey yapalımmı aşkım?
-hayırr şimdi olmazzz
-aşkım çok canım istedi hadi yaa
- Hayırrr
- of aşkım bir mısır patlatacağız  amma kapris yapıyorsun ...:) 
buda  dumur olma şeysi:))

 Yani  doğru iletişim için ne yapıyoruz  çocuklarımıza ,anneye babaya fazla şeyli muhabbet yapmıyoruz, olayları ve eylemleri anlatırken ,bir şeyler rica ederken   uygun  kelimeleri söylemeliyiz.
 Özellikle  küçük çocuklara eğitim verirken  bu konuda çok hassas davranmalıyız.
haydi bakalım şimdi  bu yazıyı okuyan herkesin düşüncelerini merak ediyorum hepiniz ,hemen şey yapın:)) 
yorum yorumm ... 


10 Kasım 2013 Pazar

Ben küçükken...



Küçük bir çocukken öğrendim,ne kadar hırslı,azimli ve aynı 
zamanda ne kadar sabırlı olduğunu,ilkokul dönemimde her 10 Kasım sabahı bahçeden özenle topladığım kasım patlarını okula götürürdüm, annem  çiçekleri toplamama yardım ederdi ,''inatçı bu patlar kopmak bilmiyor,bu gün bir başka açmışlar sanki,dişlerini fırçaladınmı,çorap var mı ayağında senin!'' diye söylene söylene  bıçakla keserdi. Annemde haklı Ata'nın karşısına öyle  berduş gibi gidilmez çeki düzen vermek gerek.
Çiçekleri olan bütün arkadaşlarım getirir Büstü çiçekle süslerdik ,Büste bambaşka bir hayranlığım vardı Atatürk'ü görememiştim hiç ancak illa büst'ünü öpmek istiyordum. Erkenden gittim tören yerine benim gibi bir kaç çocuk daha vardı büst'ün hemen yanında çeşme ve yalağı vardı.Yalağın üstüne basıp uzanmaya çalıştım amaç Atatürk büst'ünü öpmek  arkamdan bir arkadaşım gelip  güya yardım edecek beni çekeleyince bende cumburlop suya...
Yıllar sonra Zübeyde hanım annemizin büstünü gördüm sağa baktım sola baktım kimse yok şıp diye öptüm burnundan ve yanaklarından böyle bir evlat büyüttüğü için...

8 Kasım 2013 Cuma

İçimdeki düşman







Bir delinin güncesi;

 Bitirmek istediğimiz anda bitiremeyiz, hoşlanmasakta bazen  sineye çekmek zorunda kalırız.
 Bana her dokunduğunda ellerindeki barut kokusunu  içimde hissediyorum, dudaklarıma,yüzüme dokunduğunda barut izini yüzüme bulaştırdığını hissediyorum.
 omuzlarıma attığın ,sarıldığın kollarının kuvveti bana  üzerimde tonlarca toprak varmış hissi veriyor,aldığın her hediyen bana kırıntı gibi geliyor .  Bitmiş bir aşkın,sevginin kırıntılarını  masanın üzerinden örtüyle birlikte toplayıp balkondan aşağı silkelemek istiyorum!
 Ben kimse için fedakarlık yapmamayı,yaptığımın fedakarlık değil  daha çok zarar olduğunu  içinden çıkılmayan olaylara sebebiyet verdiğini bir türlü  öğrenemeyeceğim.
Çabaladıkça dibe batıyorum,konuşsam geveze, sussam kaprisli oluyorum, bunalınca sorunlu oluyorum.
 Hayatımı benim adıma yaşama,bırak hatalarımla ben baş etmeyi deneyeyim.
Olmuyor hiç bir şey yokmuş gibi ben hayatıma devam ediyor ,gözlerine baka baka sahte gülüşümü yüzüme takıp içime kanlı gözyaşlarımı akıtıp hayatıma devam ediyorum.
Hayatımı zindana çeviren,sen gardiyanmısın?
Her gün yeniden hayata bir şans vermeme sebep olan sen Doktormusun?

 Sen her gün her saniye içimde beni öldüren, sen katilimsin.
Hadi  bu gün kendin için bir şey yap ve eksikleri sen doldur ,yada fazlalıkları  eksilt,  neler hissediyorsun hadi  kısa ve keskin cümlelerle anlat...







5 Kasım 2013 Salı

Maviye iz süren ''Hayallerinle gel'' demiş. Geldim:)




Ben o sabaha kadar kimsenin görmediği  güzellikteki tüylere sahip bir kuşa ait  tüylerden biriydim,   hepimiz pırıl pırıl rengarenktik,  sahibim gökyüzünde salınırken hepimiz heyecanlanırdık...
 Biz bir bütündük.

 O gün sahibimin hızlı manevrasıyla onun narin bedeninden  ayrılıp boşluğa düşmeye başladım, çok korkuyordum!
 Yeryüzü nasıl bir şey  az çok biliyordum,  ama...
Ben  daha önce hiç yalnız kalmamıştım, ''ne olacaktı şimdi bana!'' diye düşünürken birden kendimi bir ağacın dalları arasında buluyorum,  Ah! korkuyorum!
İki küçük maymun, beni fark etti ve bana ulaşmak için yarış yapmaya başladı,  ikiside aynı anda  bana ulaştı.
 Ben şimdi ne olacak bana ne yapacaklar diye  panik yaparken birden beni paylaşamayıp kavga etmeye başladılar.
 Kavganın hiddeti birazda rüzgar beni olduğum yerden alıp savurdu ...
 Kendimi birden serin sularda buldum, soğuktu, daha öncede ıslanmıştım,  helede kışın. Sık sık yağmur üzerimden geçerdi. sahibim, benim sayemde yağmurdan korunur biraz olsun ısınırdı...

 Ve   birden karaya ayak bastım  , pardon  tüy bastım bu  deyim benim için pek olmadı sanırım her neyse...
  Suyun üzerinde yüzerken beni iri pençeli bir yaratık  yakaladı, onlar kendi aralarında birbirlerine isimler takmışlar,  kendilerine insan diyorlar, pençeleri diğer yaratıklardan daha narin ve daha usta beni narince kuruttu, üzerime bir şeyler döktü,  ''ay gıdıklanıyorum hihi hihi'' dediysem de vazgeçmedi o üzerime bir şeyler yapıştırmaya devam etti. sonrada beni kurumak için bir tahtanın üzerine bıraktı ,ve yıldızları kapadı ne tuhaf dilleri var biz yıldız diyoruz onlar ışık.
 sabah olduğunda  yanıma gelip beni gıdıklamaya devam etti ve en sonunda  adına kutu dediği bir şeyin içine yerleştirdi onu duyduğumu biliyormu acaba?
  Benimle sık sık konuşuyorda...
 Onunla küçük bir  yere girdik adı dükkanmış ve beni dışarıyı görebileceğim  ama uçup ıslanmayacağım bir yere yerleştirdi, Ne kadar iyi biri...
 Yoldan geçen insanları görebiliyordum, onlarda beni . Birden tam karşımda, küçük bir  insan ve daha büyüğü durdu, küçük olan büyüğüne, anne büyüğüde ona kızım diyordu, heyecanla bana bayıldığını söyledi  annesiyle dükkana girdiler.
     Sahibimden beni istediler.   Annesi kızım saçlarına takalım da aynaya bak  tokan  nasıl duruyor diye  söyledi o an  o aynaya bende ilk defa kendime bakıyordum.
   Çok güzel bir toka olmuştum  bir kaç  gün önce  bir kuşun  vücudunda özgürce uçan bir tüydüm şimdi ise bir çocuğun saçlarındaki tokayım...
 Küçük kız beni iyi koru güzel kullan olur mu*...
 Kim demişki keşke tüy kadar hafif olsam ,hiç derdim tasam olmasa efendim tüylerinde  kendine göre sorunları var...
 sevgilerimle
 Maviye iz süren  Mavi'me teşekkür ediyorum   Herkese sevgiler.



3 Kasım 2013 Pazar

Türk hoşgörüsü




Türk edebiyatı Vakfı'nın yayınladığı, Cemal Aydın tarafından kaleme alınan 'Taşa kazınan ihanet' kitabından ilgi çekici bir bölüm:
Prof.Dr.İsmet Giritli bir kongre için İtalya'ya gidiyor.Orada kendisine bir Yunan ve bir Ermeni Profesör musallat oluyor.
 Her öğle yemeğinde;''siz bizi 400-800 yıl sömürdünüz.Bizi ezdiniz!..'' diye Prof Giritli'yi taciz ediyorlar.
Sonunda Giritli dayanamıyor ve kongre düzenleyicisi italyan profesöre durumu anlatıyor.
İtalyan profesör '' bu gün öğle yemeğini birlikte yiyelim.'' diyor.
Yemekte Yunan ve Ermeni profesörler  İsmet Giritli'ye yine taarruza başlıyorlar. İtalyan profesör Yunanlıya soruyor: -Siz kaç yıl Türk hakimiyetinde kaldınız?
-400 yıl
- Hangi dili konuşuyorsunuz?
- Yunanca
- Dininiz nedir?
- Ortodoks Hristiyan
Sonra Ermeni profesöre dönüyor: 
-Siz kaç yıl Türk hakimiyetinde kaldınız?
-800 yıl
-Hangi dili konuşuyorsunuz?
-Ermenice
-Dininiz nedir?
-Gregoryen Hristiyan.
 Beni iyi dinleyin! Eğer siz 200 yıl İtalyan hakimiyetinde kalsaydınız, şimdi ikinizde İtalyanca konuşuyordunuz ve ikinizde Katolik'tiniz. O yüzden , kültürünüzü muhafaza ettikleri için siz Türklere teşekkür etmelisiniz,teşekkür...