14 Temmuz 2013 Pazar

Yalnızlık gül kokar...



Bazıları sadece sevilmeyi sever, sevilmeye hasrettir de biri ona yaklaştığında o uzaklaşır.
 Hasrettir ya bir çok şeye  dile getirir de  ahlarla vahlarla geçirir, ömrünü.
 Ne aradığını da bilir aslında mükemmeliyeti arar bedelini ödemeye hazırdır  ancak  şu var ki mükemmeliyet denilen şey kişiden kişiye değişir. 
Her zaman aynı hataları yapar.  Aslında sevgililerinin resimlerine baksan  hepsi birbirine  o kadar çok benzer ki  fizik olarak ve karakter yapısı yapısı olarak, çünkü o seçmiştir onları , onu üzeceğini bile bile sevmiştir aynı tipteki  insanları, kesme makarna gibi hepsi aynı boy aynı ebat hatta dişlerinin yapısı bile aynıdır.
 sevgililerinin  ve hepside onu sırtından vurur,neden?

 Aslında sebebi çok  hiç fark ettiniz mi bilmem  bize  büyük acılar veren ,ızdıraplara boğan insanları genelde biz bulur seçeriz ,onlar bizi bulmaz. 
Hatta göz göre göre kendi ipimizi çekeriz, sonrada, ''ben baştan biliyordum böyle olacağını'' deyip karalar bağlarız, yanlış hayatlar yanlış insanlar...
Yaptığımız şey farenin kediye aşık olması gibi bir şeydir bizi yutacağını bile bile gönül vermek.

Bunu aşk,  olarak ele almazsak aile kavramında da aynıdır  hani saçımızı süpürge ederiz ya koçanı da gözümüze sokarlar  hep, neden? 
Sebep; mutlu olmalarını isteriz mutlu olduklarında bizi de mutlu edeceklerini düşünürüz Aslında bu kocaman bir yalan mutlu bir insan  başkasının mutsuzluğunu düşünemez bencil olur.
örneğin ev hanımısınız ve eşiniz size bir çuval şeker getiriyor ve ertesi gün şekere fahiş derecede zam geliyor bir çuval şekeriniz olduğu için   bu sizi o gün için pek düşündürmez , hatta uzun bir süre şekerin fiyatını bile  bilmezsiniz, başkaları size bu konuda ağlaştığında sadece  dinelemekle yetinir , içinizden çok şanslı olduğunuzu düşünebilir yada bunu bile düşünmezsiniz.

 Hatta bu sohbetin üstüne  akşam için  canınız tatlı bile çekebilir.Şekeriniz azalmaya başladığında  şekerin fiyatını merak etmeye başlarsınız,şekeriniz bittiğinde ise  şeker fiyatlarından şikayetçi olursunuz işte buradaki şeker ,size verilen sevgi,mutluluk,kısaca maddi ve manevi duygular, elinizdeyken bunu size vereni bile düşünmezsiniz.  Bazı insanlar çok sevilmek ister , isterde iki dudağının arasından ''seni seviyorum'' kelimesini bit türlü çıkaramazlar , geneldir hep cümleleri,  herkesi severler , herkese kibardırlar, herkese hoşgörülü bir türlü kelimenin iki harfini değiştiremezler, (he)r (bi)r.

 Devamlı  üzgün ve çaresizdirler bir kısmıda umursamaz gibi görünüz. Sanki onlar çok istiyormuş ama  kader, hayat onlara bir türlü sunmuyormuş gibi davranırlar, davetkardırlar, herkese mavi küçük boncuklar dağıtırlar ancak bunu kapalı zarf usulu yaparlar, çevreye yalnızlıktan ağlaşırken  hoşuna giden insanlara yalnızlığın zorluklarından bahsederler.  Karşılarına gerçekten ona mutluluğu yaşatabilecek insanı çıkarsanızda görmeyecek kadar yalnızdır egoları.

 Bazıları gerçekten huzurun mutluluğun peşinden giderler,yada onlara bunları sözle olmasada hareketleriyle vaad edenlerin peşinden giderler en acısıda bazı insanlar yalnızlığını kullanır. 
 Aslında her zaman yalnız kalacaktır, yalnızlığı seviyordur,ancak güzel kelimeleri duymayı severler söylemeyi sevmezler,vaat ederler aslında bu vaatleri size değildir ama siz hemen üstünüze alınırsınız o sizi hiç sevmeyecek  aşka aşık biri kalacaktır...

Böyle birine denk geldiyseniz ya zaman kaybetmeden vazgeçin yada  bol bol üzülmeye  ümit etmeye beklemeye hazır olun siz onun gece yarısı parlayan bir yıldız olduğunu düşünürken o  parmak uçlarınızın arasından kayıp gidecek....


11 Temmuz 2013 Perşembe

Ah be kasetçi ne yaptın sen!




Aylardan Haziran günlerden bir Pazar sabahı şehir dışına gitmek için erken kalkıp çarşıya indim. Seyahat edeceğim acenta  küçük, bir servis aracı ile çarşıdan beni ve bir kaç kişiyi daha alacaktı.  Araba beni beklemez ben arabayı beklemeliyim düşüncesi ile bir kaç saat erken gitmişim  sabahın sekizi bile yok araç saat on   sularında gelecek.

Bir kaç tane poğaça alıp   yakınlardaki bir banka oturdum.
Beni beklermişçesine etrafıma üşüşen kediciklerle,  bir kaç lokma poğaçadan sonra...
 Baktım ki bir lokma atıyorum daha fazla kedi geliyor kış kış demeye başladım, beni yiyeceklerini falan düşünmeye başladım ki etrafımda yirmiden fazla kedi oldu.
 Onlarla ilgilenmeyince,
bir kedicik hariç hepsi gitti bende arada o kedicikle paylaştım yudumu o anda  arka taraftan gelen müzik sesi beni ziyadesiyle etkiledi. eski şarkılar, anonim müzikler, enstrümantal müzikler...
 Gül pembe'nin müziği o kadar içine işliyor ki insanın  arkamı dönüp  müziğin kaynağını aradığımda gözüme çarpan küçük bir kasetçi dükkanıydı, halen var mı? böyle yerler diye hayret ettim.

Müzikler arka arkaya insanı o kadar çok etkiliyor ki ayağımın altında kediler dolaşıyor arkadan müzik, yan taraftan pide ve börek kokuları...
Caddelerin sessizliğini bozan bu güzel  müzik ziyafeti beni birden on iki yaşlarında bir kız çocuğuna çevirmeye yetti.

 Birden belimdeki saçlarım, tepeden toplanmış omuzlarımda  olmuştu elimdeki poğaçalarının  her lokmanın yarısını ısırıp yarısını kedilere atıyor,yerden bulduğum kiremit parçası ile çizdiğim çizgide sayıyordum. Ne kadar garip yıllar önce tamda böyleydim, ama insan yaşarken ,yaşadığı anın güzelliğin anlayamıyor...

 Yıllar avucundan kayarken anlamaya başlıyor ,daha geçen gün gördüğü kır saçları için üzülürken,
 bir yıl sonra aynaya baktığında  hangi kır saçlara bakıp üzüldüğünü anlayamayacak kadar çok kır saçı olacağını düşünemiyor.


 Benim bunları düşünmeme sebep hep  enstrümantal müzikler  helede en son sorma ne haldeyim şarkısının müziği çalarken  biraz düşündüm  hangi şarkıydı bu diye  bazı şarkılar sözsüz iken dahada bir güzel içine alıyor insanı.
Saat on'a  yaklaşırken ben o'na gitmek istedim, kimdi o bilemedim ama  O an ben o'na gitmek  sımsıkı sarılmak istedim.


  

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Kırkpınar,misafirler ve izin.


Cuma günü izine ayırldığımızda, misafirlerimde geleceği için çok sevindim. Çok iyi oldu  gönül rahatlığıyla ilgilendim, ee  birde Sarayımız var Malum Edirneliyiz...
 Sıla konserine gittik hayatımda daha önce hiç bu kadar izdiham  görmemiştim fotoğraf çekmeyi bırakın  misafirlerle sıkıştık bir dükkan önüne, ne ileri ne geri insanlar yabancı kaybedersem evi bulamazlar , önümde kız arkamda misafirler hangisini kollasam...
Misafirlerim Sıla izdihamından sonra Kırkpınar nasıl olur acaba! diye düşündükleri için, Kırkpınar'a gitmek istemedi   bizde Camileri, külliyeleri, çarşıları gezdik. Bu gün onları evlerine yolcu edince  bizde Kırkpınar'a gittik. 
 Hani derler ya kırmızı dipli mumla çağıracağım 
işte o kırmızı dipli mum:)



Orada tanışıp hemen kaynaştığımız Öğretmen ve eşi:))






Geçmiş yılların Kırkpınar ağaları ve pehlivanlarının heykelleri.


 Çok tatlıı


Tanımıyorum ama çok sevimliydiler herkes güreşe girmeye çalışırken onlar mangal keyfi yapıyorlar:))
 Bu yıl ki Kırkpınar Ağamız dı :)

Onun arabası var :)


Güreş heyecanı...














Bu kalabalıkta protokol'a çay götüren kızı tebrik ediyorum:))



Sesleri çok güzel...


Çarşıda Ali gürbüz şeref turu atacak diye beklerken  ,sahibinden kaçan atlar çok hoştu:)




İşleri çok zor...

Her telden insana rastlamak mümkündü...
 Güzel bir günü böylece noktaladık.Yarın yoğun bir çalışma temposu bizi bekliyor herkese güzel bir hafta diliyorum...


4 Temmuz 2013 Perşembe

2 Temmuz 2013 Salı