27 Haziran 2012 Çarşamba

Sevil'in güncesi #25#






 Kaşım daki dikişler alındı   her aynaya baktığımda  bana o günü hatırlatacak bir iz!


 gerçi ize gerek yoktu,  böyle bir  günü  unutmam imkansız!


Yeni bir hayatın içine girmiş gibiyiz babam ve ben  sanki daha yeni tanışıyoruz, meğerse birbirimizin  bilmediğimiz ne kadar değişik huyları varmış.


 Hayat devam ediyor yeni sloganımız gibi bir şey oldu babamla,  zaten severdim  şimdi daha da çok bağlandım, Halam gitsin diye dört göz bakmıştım ama o gidince     yemek  sorunumuz su yüzüne çıktı.


 Ben yemekleri yakınca babam mutfağa giriyor ''anne de oluruz ne yapalım'' diyor, ne yapalım çare yok ya yemek yapmayı öğreneceğim yada yemekleri babam yapacak. 


Büyükannem de Annemin ardından pek iyi değil bir kaç defa gidip dolaştık .


 Bu  sabah  Nurdan abla telefon etti
 ''al kız babanı akşama bize gel bizim balta  Rafet balık tutmaya gitmişti bir sürü balık getirmiş  tamam mı'' 
deyip suratıma kapadı telefonu, eh tamam   ne diyelim emrivaki liğinde bu kadarı olur...


 Babişim uysaldır zaten her yola gelir, akşam Nurdan ablalara gittik salatalar, balıklar , turşular harika bir sofra hazırlamış.
 Babam ve rafet abi  iyi anlaştı babacığımın anlaşamadığı insan yok ki Rafet abi anlattı babam dinledi, arada da güldü...


  Gece ayrılırken,
 ''unutma yarın Nalan hanımlara gideceğiz bol primli bir gün olur inşALLAH'' dedi ben gülümsedim,  eve gelirken beynimde bir ışık yandı  yuppi diye zıplayasım geldi.


Eve geldiğimizde yatağıma uça uça gittim ama uyku da tutmaz ki  yarın  Nalan hanımlara gideceğiz  hasta  çocuğu göreceğim, aylardır aklımdan hiç çıkmadı   keşke onun için elimden bir şey gelse.....


 Sabah olduğunda    Nurdan ablayı  kaç defa aradım    bilemiyorum  bir aksilik çıkarda gidemeyiz diye endişelendim. 


 Eve girdiğimde çaktırmadan  gitmeliyim yine odaya  ayıp ama değilmi  el alemin  evinde   safariye çıkımış   meraklı  turistler gibiyim... 


 Vakit gelipte Nalan hanımlara giderken yolda Nuran ablaya tanıtımı onun yapması için yağ yaptım oda kabul etti.


 Benim amacım  oğlanı görmek  belki onu yine öperim, sapıkmıyım neyim.


 Nalan hanımların evinde Nurdan abla tanıtıma başladıktan sonra ben bir  boşluk bulup lavoboya gitmek için müsade  istedim, ev nasıl kalabalık ve  orta yaşlı hanımlar çoğunlukta  bu bir altın günü sanırım, Nalan hanımda para ve vakit çok  galiba ohh maşaALLAH .


 Sessizce odaya yaklaştım ve kapıyı araladım, oda bomboş camlar açılmış  masanın üstündeki işitme cihazı ve değnekler duruyor  sanki beynimden vuruldum tansiyonumun düştüğünü  hissettim tam odadan çıkarken Nalan hanımla çarpışmak üzereydim,  gözlerim dolu dolu
Kendimi tutamayıp, yatağı işaret ettim
 ''nerede o ne oldu ona''


  ''yıllar önce bir trafik kazası geçirdik o ağır yaralandı yıllarca mücadele ettik, o da etti ama  kazanamadı !''


 ''hayırr ya  olamaz''
 ama bu bana fazla gelir   gözlerimde yaşlar 
 ''nasıl yani öldümü'' 
 Nalan  hanım hassasiyetimden dolayı başımı okşayarak  
 ''evet canım malesef,  iki yıl önce eşimi  kaybettim''
 hönkkk


 Eşin mi? iki yılmı?
 ama   daha bir kaç ay önce burada bir çocuk yatıyordu ve ben onu gördüm ben onu  öptümmm! 
  
    ''Ah kıyamam  canım sen oğlumu görmüşsün çok şükür o sapasağlam,  bazen bu odada yatar babasının kokusunu duyduğunu söyler siz geçen geldiğinizde  o uyuyordu bu odada. 
  tuhaf ama iyi kalplidir  Şener''


'' neeeeeeeeeeeee  şenermii? Şener sizin oğlunuz mu?''  
 ''evet canım tanıyormusun oğlumu'' 


 ''şener ah şener seni ben öldüreceğim!'' 

Telefonumu almak için  odaya hızlanıyorum,


 Tanıtım yapılan  odaya girdiğimde,   Nurdan abla tanıtımın sonuna yaklaşmıştı.
     Bayanlardan biri almak istiyordu fakat  eşinden  habersiz alamazmış eşini, aramış eşine ve ona  özel bir tanıtım yapmamızı istedi.


  Nurdan abla geceleri kızından dolayı  tanıtıma pek çıkmak istemiyor,  yalnızda çıksak  primleri paylaşıyoruz. 
  
Bana doğru baktı bende göz işaretiyle olur dedim,  babamla gelirim   nasılsa babamın ehliyeti var ,ilaçlarını kullanınca araba kullanmasında bir sorun yok, Nurdan ablanında bana çok iyiliği dokunuyor, bir birimizi idare ediyoruz.


  Tanıtım bitipte  yiyeceklere dikkatli baktığım da tüm sevdiğim yiyecekler bir arada  yaprak sarması, patates salatası   ona anlattığım  birçok şeyi yaptırmış annesine,   ama halen sinirim tepemde.


  Benimle  aylardır oyun oynadı,  evden çıkarken  merdiven ayağında, elinde bir şişe gazoz küçük çocuklar gibi oturuyor,  kapıyı açar açmaz onun görünce ayakkabımı ayağıma giymek yerine kafasına fırlattım
 '' sapıkk''
 sırıtarak''sakin ol  bakalım, beni  uyurken öpen kim, sırtında gezdirmeye sözler veren kim? 
  bunları yapan sen , sapık olan neden ben oluyorum?''
 ''ben seni hastasın sanmıştım''
 ''her hastayı öpermisin,vattlerdemi bulunursun her hasta gördüğüne''
'' aptall''
'' aa ayıp ama deme öyle, sözün var ne zaman kırlarda sırtında taşıyacaksın''
 sırıtması bana dokunuyor, nasıl böyle bir aptallık yaptım ben, ''telefonumu nereden buldun?''
'' randevu almak için bırakan sensin birde yakınıyorsun''
'' Şenerr seni öldürürüm''
 '' ayakkabının kokusuylamı? vurmayı bırak şununla  artık''
  
bir yandanda  halen sırıtıyor benimse   öfkeden yanaklarım kıpkırmızı sanki ateş yanıyor yüzümde...


 Bizim   yüksek sesle konuşmamıza evde bulunan misafirler de    seyretmek istiyor kenardan köşeden bakıyorlar,  tabi bende surat beş karış onlara doğru dönünce içeri giriyorlar.


 Haa  müşteri velinimettir ama şimdi çok sinirliyim  içeride oturun yeyin sarmalarınızı der gibi bakınca  insanlar da sessizce içeride muhhabbetlerine devam ediyorlar yada artık ben sesleri  duymuyorum...


'' Delimisin sen  derdin  ne aylardır benimle dalga geçtin ben senin için üzülüyordum''


'' iyi de ben biliyormuydum ne düşündüğünü bana  hiç anlattın mı'' ''neyi anlattım mı?''


'' o kadar çok konuştuk bana benden hiç söz etmedin ki''


  Kafam sanki   puding gibi  oldu ne dediğimi ne de denileni anlar haldeyim Nurdan abla beni arabaya  çekeleyip bindirmesine ilk dakikalar kızsamda sonradan, ona hak veriyorum.


 Saçmalarken hem kendimi hem karşımdaki insanları  kırabilirim,  eve gidene kadar hiç konuşmadım arada Nurdan abla kıs kıs gülüyor ben  ters ters bakınca susuyor.


 ''Kızma güzelim ya  daha ne işte bak  oğlan  hasta değil diye sevinmelisin hemde yakışıklı bir   hayranın oldu, hem sen hak ettin bunu bana baştan  sorsaydın    bu kadar komik şeyler yaşamazdınız bu gün''


 '' off Nurdan abla eve gidip bir kaç saat uyumamam lazım''
 ben arabadan inerken  yüzünde halen sırıtık gülümseme 
''geceyi unutma tanıtımı tamammı tatlım''


 deyip cevap vermeme fırsat vermeden  vın turizm  yok oldu sanki bu kadın hiç cevap vermeme fırsat vermiyor .


 Gece babamla tanıtıma gittim, babam arabada bekledi,  gitiğim evde iyi karşılandım,tanıtımı mı yaptım,  eşide  çok beğendi  ve  sattım süpürgeyi.


 Eve  giderken günün yorgunluğu ve yaşadığım tuhaf ötesi olayları düşünmekten hiç sesim çıkmadı, babam bile şaşırdı bu sessizliğime '' ne oldu melek kızımın sesini mi çaldılar ''
 ben gülümseyerek'' çok yoruldum  babişkom''


 eve girip suyun altına girmek istiyorum yada mümkünse kapıyı açtığımda salon  değilde kocamann bir havuz çıksın karşıma...
                                               N.K  



24 Haziran 2012 Pazar

Bilemezsin






yosun tutmuş hayallerim

neden hep boş kalmış ellerim

bir bir uzaklaşmış dost bildiklerim

 bilmem ki  o hala  gönüldemi

hoyrat yüreklere denk gelmişim



sevmemek elimde mi


silsemde gitmiyor gözümün nemi


 ağlamamak elimdemi


bu gece bir başka basmış gönül demi


bilmemki unutmak elimdemi...

                                               N.K

23 Haziran 2012 Cumartesi

Sevil'in güncesi #24#






Hayatta ne acıların ne de mutlulukların sonsuz olmadığının bilincindeyim, elbet bir kırılma noktası olacağı umuduyla yeni bir  güne başlıyorum.


Sudan çıkmış balıklar gibiyim,bu güne kadar hep anneme güvenmiştim hiç ev işlerine merak salmamıştım,yemekten hiç anlamıyorum,yaptığım yemek denemeleri pek başarılı olmuyor.


 Araradan geçen bir haftadan sonra işe başladım işte birazda olsa kafam dağılıyor, gördüğüm her kırk yaş üstü kadına anne der oldum .
 Nahit her kadına anne dediğinde ona kızardım, ''Anne kelimesi  kutsal bir kelime'' herkese denirmi diye !


Meğerse o kelimeyi söylemeyi özlüyormuş insan, söyleme ihtiyacı duyuyormuş.


 Boşlukta gibiyim, Hayatın devam ettiğini de kabullenmek zorundayım!


 İyiki telefon sapığım var, halama anlattım, 
''saçmalama kızım belki kötü niyetli biri, belki evli, belkide sana zarar verecek''


''off hala off''
Halam evimize kamp kurmuş vaziyette  bir kaç güne giderim diyor ama pek gidecek bir havası yok.


Yalnız kalmak istiyorum babama ben bakarım,bakarım herhalde!
Akşam telefon sapığıma sapık demekten vazgeçme kararı aldım çünkü adını öğrendim ismi;
Şener...


Bilmiyorum belkide birilerine ihtiyacım var, bu güne kadar hep sonunu düşündüğüm şeyler yaşadım da ne geçti elime hüzün ve göz yaşından başka.


 Günün yirmi dört saati  yanımda sanki mesajlar, aramalar, bende çok rahatım ilk mesaj attığı zamanlarda onu Nahit olduğunu düşünerek içimdeki tüm  öfkemi  kusmuştum,hakkımda pek bilmediği bir şey yok gibi...




Aslında Şener'i merak ediyorum,Acaba Şener diye biri var mı ?


 Belkide kendine böyle bir isim uydurdu,gerçi ne olursa olsun bir beklentim yok ki  onunda varmış gibi görünmüyor,en sevdiğimiz şeyleri anlatıyoruz ve sevmediklerimizi,sonuçta şu zor günlerimde  bana değişiklik oluyor...


 Şuleciğim  şu aralar düğün hazırlıklarıyla meşkul,  İstanbul'a  gelin gitme telaşında, bu küçük kasabayı nasıl bırakacak bilemiyorum.


 Şahsen ben  doğduğum büyüdüğüm bu yerleri bırakmaya cesaret edemem, hep bu çevrede yetiştim, Emre ve Şule evlendikleri  zaman Şule başörtüsü takma kararı almış.


 Bir haftadır başörtüsü bağlama kurslarına başlamış,  tuhaf geliyor bana,  kursu mu olurmuş bunun bağla işte bağlayacaksan alla alla...
  ben kapayamam başımı sanırsam, toplayamam kendimi o  bakımdan .


  Başörtüye bir düğüm atıveririm aşağıdan haydee.
 Annişim öyle yapardı öyle  iğne falan uğraşmazdı   hemen düğümleyiverirdi...


elimde bir kase dondurma yatağımda oturuyorum hayat ne tuhaf yaşadıklarımı düşünüyorum,  ileride yaşayacaklarımı kestiremiyorum bile.


 Babam  iş yerini devretti ya artık evde, evin bir odasını kendine tahsis etti.

Tahtalardan küçük  maketler yapıyor, gerçi ilk denemeleri pek başarılı olduğu söylenemez,  değişiklik işte vakit geçiriyor,hiç kahveye gitme alışkanlığı yoktu sigara da kullanmayınca böyle bir fikir gelmiş aklına.


 Bazen gece yarılarına kadar odasında maketlerle uğraşıyor, şu aralar mini motorsiklet yapmaya çalışıyor.


Bazen onu seyrediyorum da , gözü hep saatte ilaç vakitlerini kaçırmamaya dikkat ediyor,  onu böyle görünce yaşamak her şeye rağmen güzel işte demeden edemiyorum.


 Annemi çok özlüyorum  bir türlü kabullenemiyorum, sanki bir yere gitmişte  geri gelecekmiş gibi geliyor. 


Şimdilik  en büyük sıkıntımız yemek  evi yakacağımdan korkuyor babam.


 Tabi ki  de annemi unutmadık, yeri dolmuyor , tabiki eksikliği her gün beni yakıyor, hani derler ya ateş düştüğü yeri yakar diye,  çevreyi de yakar tabi ki de.


   Bir yıl önce komşunun kızı vefat etmişti çok küçüktü, daha beş yaşındaydı çok ağlamıştım ona, bu gün aklıma geldi  nur içinde yatsın dedim ama ağlamadım, ya  annesi!


Ya annem  yıllar sonra bile aklıma geldiğinde gözyaşlarımı tutamayacağımı biliyorum  hasretimin özlemimin hiç dinmeyeceğini biliyorum.


  Anladım ki;
    Bir Can kaybolduğunda içimizde bir ateş yanar, bu uzaktan biriyse bu ateş zamanla azalır, azalır söner  canımızdan birini kaybettiğimizde de içimizde bir ateş yanar ve bu ateş zamanla  kor olsa da hiç sönmez yakar yakarr !.
                                                  
                                         N.K 

22 Haziran 2012 Cuma

20 Haziran 2012 Çarşamba

Sevil'in güncesi #23#




 Halam koşup sarıldı yavrum annenin tansiyonu çok yükselmiş   düşürememişler ilaçlara tepki vermemiş  ,kalbi kanı pompalayamayınca vücuda kan gitmemiş, Annen öldü kızım annen öldü!!!
hönk bu böylemi söylenir!
 şakada bile söylenmeyecek şekilde öğrendiğim şeye bak!
Beynim algılamayor   boş boş bakıyorum.


 tek duyduğum küt diye bir ses!
  gözlerimi açtığımda   hastane yatağında olduğumu  farkediyorum  tabi olanların rüya olmadığını da!

Başımda  bir acı, kaşımın üstünde bandaj elimi  başıma götürüyorum,hemşire ''elleme'' diye uyarıyor, üç dikiş atılmış  düşerken başımı yaralamışım.


   Anne annem  ama  o çok sağlıklıydı olamaz !
    Şu an  Anlıyorum ki  acı buymuş... 
 Hayatımda daha önce böyle bir şey    hissetmemiştim, hiç bir şey düşünemiyorum beynim yok sanki yok!


 Hastaneden annemin eşyalarını verirlerken poşet içinde  içer terliklerini gördüm   hıçkırıklarıma engel olamıyorum ,  terliklerine sarılıp öptüm, anneciğime bir veda bile edemedim   öyle sessiz gitti ki  babam ilaçlarla  ayakta zor duruyor.


Babam kendini suçluyor hasta olduğu için. Bende annemin bu kadar yorgun düşmesine izin verdiğim için kendimi suçluyorum, nasıl da hiç farketmedik!


   Bir birimize sarılıp ağlamaktan başka elimizden  başka bir şey gelmiyor.  Anneme beyazlar içinde bakıyorum nasılda mutlu görünüyor, hakkım sana helaldir anemm...
 Hiç cesareti olmayan ben  Anneme yaklaşıp  öptüm   izin verseler di bir  dafacık  sarssaydım onu ya yaşıyorsa halen.


Biraz dahamı bekleseydik  defnetmek için,belkide nefes almaya başlar,olamazmı? olurdu belki...


 Halam,teyzelerim kırk sekiz kilo olan beni zaptetmekte zorlandılar. 
Bir ara babama takıldı gözüm,yanında Nahit vardı gelmiş!


Cesaret edip yanıma bile gelmedi  şu an istediğim sadece bir omuzdu, içimden bir şeyler koptu ona karşı,en zor günüm oysa mesafeli olması gerektiğini gösterir gibi  benden uzakta...


Nurdan abla ve beğenmediğimiz eşi Rafet abi bile pervane oldu etrafımızda yardımcı  olabilmek için.


Tüm sülale şokta kimse inanamıyor olanlara, ölüm sana hiç yakışmıyor Anne!
Dayanamıyorum birazdan veda vakti ...
Ne güle güle diyebildim ne de elveda  ben nasıl  diyebilirim artık yeni güne merhaba!




Annemi ebedi yerine  defnettikten sonra evde   gece dua okundu,  ilk kez  helvanın kokusu içimi kaldırdı. Yiyen insanlara baktıkça içim tuhaf oldu nasılda içleri alıyor.


İnsan   kaç yaşına gelirse gelsin Annesine ihtiyac duyuyor...


 Onlar çoktan annemin ölüm şokunu atlatmış günlük  sohbet fısıldamalarından anlayabiliyorum.


Ateş gerçekten düştüğü yeri yakıyormuş,bunu bu gün iyice anladım.
Önce kendime kızdım  neden  Anneme daha dikkat etmedim diye, sonra babama kızdım  neden hep hasta diye,
sonrada anneme kızdım neden böyle beni tek başıma bırakıp gitti diye,
sonra yine kendime kızdım ne kadar bencil düşüncelere daldım diye...
Beynim hiç yerinde değil  başım çatlayacak gibi ağrıyor,gözlerim bana ait değiller sanki!


Artık babam ve ben kaldım  Kadınlar halen fısır fısır   konuşup helva yiyor,  kadınları kovasım geliyor, halama söyledim ''söyle gitsinler'' dedim halam'' yavrucuğum   annenin ruhu rahat uyusun diye  hayır yapıyoruz, bak geçecek gün gelecek sende güleceksin''
  
 Hayır  ben artık hiç gülmeyeceğim...
                                  N.K








19 Haziran 2012 Salı

Sevil'in güncesi #22#



 Geceleri  uyku zorluğu çekiyorum, sabahları da zor uyanıyorum,  sabah annemin çığlığına uyandım,

 ''Sevill koş baban ölmüş!'' 
 merdivenleri nasıl indim bilmiyorum sanki ben ölecektim,
    babamın ağzından  bir sıvı gelmiş  başımı göğsüne dayadım  ''nefes alıyor  sakin ol'' 
elini yataktan yere salmış hemen acil 112 yi aradım gelmeleri uzun sürmedi babam  uyurken  kalp krizi  geçirmiş  çok çabuk farketmiş annem.
  Annem ayağındaki içer terlikleriyle  bindi ambulansa bende  arkalarından, komşuların arabalarıyla  hastaneye gittim.


   Hemen yoğun bakıma aldılar,bir hafta yoğun bakım sürecinden sonra  odaya geçtik şükürler olsun. Annem inatla eve  dinlenmeye gelmiyor  ben mecburen işime döndüm.


 Her akşam üstü eve gidip üstümü değiştirip babamın yanına gidiyorum gece  Hastanede kalıyoruz, inatçı annem baş ucundan ayrılmıyor.  Artık annem hastaneyi eve çevirdi, ben işe giderken beni kapıya kadar uğurlayıp, camdan el sallıyor...


Kapılarda karşılıyor hatta  hastanede bir birlerine dolaşmaya gidiyorlar hastalar birbirlerini,bazen hüzün bazende gırgır şamata...
Hani asker arkadaşı olur ya erkeklerin şimdi birde hastane arkadaşları oldu...


Bu aralar bir telefon sapığım var, bende  can sıkısına cevap yazıyorum.


 Bu gün maaş günüydü,  maaşımı almaya gittim. Daha muhasebenin kapısında telefonum çalmaya başladı,  halam arıyor açtım hemen ''Sevil hemen gel annen çok ağır'' 
 ''babammı ağırlaştı''
  ''yavrum annen  çok ağır  doktorlar hemen  yakınları gelsin'' dedi ''babammı anlamadım''
 ''tamam yavrum gel baban  gel''
  Ne arıyordum ben bu muhasebenin kapısında unuttum!
 Hızlıdan geri döndüm hastaneye, ne ile  ne kadar sürede gittim bilemiyorum.
      Yoğun bakıma koştuğumda  kolunda serum babamı kapıda gördüğümde    olanlara halen anlam veremiyorum.
 Babam ağlıyor 
'' nasıl yaaa  nasıl, neler oluyor?''
                                                    N.K







15 Haziran 2012 Cuma

Sevil'in güncesi #21#








Eve geldiğimde babam bana baktı ,tabii her şeyi biliyor, ne kadar da zekiymiş   ben de babamı hep saf sanardım.  Su altından saman yürütmüş!


 Bakıştık babamla konuşmadık,
içimden ''şu an senden nefret ediyorum'' dedim odama çıktım.


   Saatlerce ağladım, böyle bitmemeliydi aşıktım ya aşıktım çok mutlu olabilirdik.
 Nahit, Bana söylemeden önce  iş yerine söylemiş.  Bu gün kü iş randevumuz yeni partnerimleymiş, başlamışım işine beni işmi tutuyor...


 Berbat bir haftadan sonra, işe geri döndüm yeni partnerim  Nuran  kırklı yaşlarda, yaşını göstermeyen sevecen bir kadın.


  Ehliyeti de var,  arabayı o kullanıyor, işlerimiz iyi ama benim hiç keyfim yok eski müşterilerimi hep Nahit'i soruyor ben ağlama krizlerine giriyorum.


Nuran abla hayatını anlatıyor yol boyunca, onu dinlerken  biraz da olsa içim açılıyor.
 Aslında çok trajik bir hayatı var içimin açılma sebebi, benim üzüntülerimden daha büyük üzüntüler yaşayan insanların olması...
 Bu dünya da tek yaşayanın ben olmadığımı bana hatırlatıyor olması.
 Nuran ablayı her dinlediğimde belkide bizde Nahit le mutsuz olacaktık diyorum.


Nuran abla oniki senelik evli fakat eşi hiç çalışmamış,  halende çalışmıyormuş.


 On yaşında bir kızları var, Nuran ablanın  kızına verdiği harçlıkları eşi kızından  alıp içkiye, kumara veriyormuş. Birde dırdırcı kayınvalidesi varmış yanında,   dırdırcı ama bereket kızıma bakıyor diyor.


Ayrılmasını da ailesi kabul etmiyormuş, düzelir diyormuş nasıl düzelecek ki   kadın parasıyla yaşayan biri....


Bütün yol boyunca eşi Rafet, onun deyimiyle'' kafan patlasın Rafet'' ve kızı Sinem'i anlatıyor...


 Anlatırken hep ağlıyor bende onunla beraber ağlıyorum.


Ben bazen ona bazen, kendime ağlıyorum...

Nuran abla arada bana  kendi parasından bir kısım veriyor ''
sakla bunu gülüm elimde görürse alır, benim baş belası, hastalık  olur  ölüm olur lazım eder bu adamın hiç yarın düşüncesi yok'' diyor. 


Ne hayatlar var diyorum... 


Nuran ablayla birbirimize çabuk alıştık.Çok güçlü bir kadın o kadar derdin  içinde halen gülebiliyor ya şaşıyorum ona.


 Gittiğimiz evlerden birinde   çok başım ağrıdı  çocuklar bir yandan ev ahalisi bir yandan,yüzümü yıkamak için lavabonun yerini sordum ,ev sahibesi Nalan Hanım,  Nuran ablanın tanıdığıymış, zaten bizim işler böyle tanıdıkla yürüyor...


 Lavaboya giderken  aralık bir kapı gördüm,   yatakta ben yaşlarda yatan bir erkek ,gözleri kapalı sanırım uyuyor,
kapıyı biraz daha araladım.


    Yatağın yan tarafında   tekerlekli sandalye, yatağın hemen yanındaki küçük masanın üstündede işitme cihazı var, sanırım  hasta, yatağın çok eski olmasından dolayı yıllardır yatalak olduğunu tahmin ediyorum, nasılda yakışıklı kıyamam.


   '' Seni öpsem ayağa kalkarmısın ki, belki bir gün seni sırtımda çimenlerde gezdirim '' diyorum , diyorumda  zaten duymuyor ve uyuyor   arkama baktım kimseler görmeden eğilip öptüm,ve odadan koşar gibi çıktım...


Başımın ağrısı bile hafifledi,
    elimi yüzümü yıkayıp geri döndüm, bu gün satış yapamadık, olsun  bir ders daha almış oldum.   Her şey mal mülk değil  elimde en büyük  hazinem var ,ben sağlıklıyım   halime şükretmem gerek...
                               
                                             N.K

10 Haziran 2012 Pazar

Sevil'in güncesi #20#





Her günümüz bir önceki günün aynısı sanki.
Babam bu günlerde pek iyi değil hep kalbi sıkıştırıyor,bu duruma çok üzülüyorum.
 Sabah sofrada kahvaltı ederken
Annem,babama '' giderken beni de al  yanına '' dedi
''dükkanda kadının işi ne?''


 ''dükkana değil, eğer sana bir şey olursa beni bırakma buralarda''


 içim nasıl kötü oldu ekmek boğazımdan aşağı inmedi sanki


.''ya ben, beni bırakıp nereye gidiyorsunuz yaa?'' çatalı fırlatıp odama koştum....


 Ağlamaktan gözlerim şişti, Annem  biraz sonra yanıma gelip ''sen annenin boş boğazlığına bakma bebişim biz hep yanındayız.


 Ben daha senin düğününde ,sen gelin arabasına binerken arkandan bir kova su atacağım hemen geri gel diye'' gözlerimde yaşlar gülmeye başladım ''ben o zaman  valiz elimde gelirim geri ama olmaz ki ''dedim.


Hazırlanıp işe çıktım Nahit kapıda bekliyordu,ona neler yaptıysam bana neler hissettiğini açıklamamakta ısrar ediyor.


hiç değilse seviyorum yada sevmiyorum demesini bekliyorum.
 Satıştan gelirken Nahit yine suskun her zamankinden daha da suskun!
''iyimisin'' dedim
''senin ehliyetin varmı'' dedi
''yok'' 
''ehliyet al,yada kendine bir şöför bulsan iyi edersin''


''neden?, sen arka koltukta mı oturacaksın artık'' deyip gülmeye
 başladım ,baktım ciddi.


''ne oldu ,sorun ne Nahit?''


''kelebek ben gidiyorum ''


''neeeeee''


'' ben gidiyorum''
''saçmalama yarın randevumuz var satış için''


''kelebek ben gidiyorum,
Teyzem yurt dışına yerleşiyor ,ben de onunla gidiyorum, biliyorsun beni o büyüttü onu yalnız bırakamam''


 ''ya benn''
''ya beni yalnız bırakabilirmisin?  ellerini tuttum beni hiçmi sevmiyorsun?''

''yarın gidiyorum ben kelebek''


Allahım nedir bu, şakamı! benim yüzüm hiç mi gülmeyecek nasıl yarın ya, bir elimle gözlerimi bir elimle akan burnumu siliyorum  , gurur falan kalmadı bende yalvardım
''yaşayamam ben sensiz'' 


'' akşama  size geleceğim  baban ve annenle vedalaşmaya'' deyip sanki arabadan atar gibi indiriyor beni...


 Sinir ve şaşkınlık harbinden  arkasından ayakkabımı çıkarıp arabaya fırlattım bu  ne dir  şaka mı,  inme inecek bana, ben hiç gülmeyecekmiyim?


 Eve gittiğim gibi anneme ve babama anlattım babam sakin bir ses tonuyla ''gece anlarız'' dedi...


 Dediği gibi gece Nahit geldi ,
Yemek yedik çay içerken, Nahit


''  biliyorsunuz  Ahmet  baba,  sana baba dedim, sende beni ilk günden evlat gibi gördün,Müjgan anne sende  öyle,
ben gidiyorum hakkınızı helal edin''


 Sanki bir parçamı koparıyorlar
 ben ağlamaktan öleceğim, bir kaç saat oturdu ,helalleştiler,Annem ve Babam onu yolcu etti ,kapıdan çıkarken bana dönüp
'' Sevil uçağım yarın üçte unutma!''


 bütün gece uyku uyumadım şimdi nedennnn neden bu gidiş beni böyle bırakıp nereye ve neden gidiyor?
 Hiçmi sevmedi nasıl kıyıyor bana nereden çıktı bu gidiş. Kızarmış bir burun  şiş gözler bir kaç saat uyumuşum gün ışırken...


  Kesin karar verdim  Havaalanına gidip yapışacağım yakasına, ya benide al, ya da sende kal diye,saat birde Havaalanına vardım teyzesiyle oturuyordu bekleme salonunda,beni görünce bana doğru yürümeye başladı ,hızlı adımlarla ilerledim   ellerine yapıştım.
 Bende gururdan eser yok!


 Hiç mi sevmedin söyle neden, sadece söyle nedenn?


  ''çokk  çok sevdim kelebek,senin gibi birini sevmemek insanın elinde de değil zaten''


hönk
'' neden madem, neden gidiyorsun? Beni burada neden  böyle bırakıyorsun''
 ''yapamam! ''
''neden'' 
''baban''
 ''nasıl yani?'' 
''hatırlıyormusun ? seninle yeni tanışmıştık  yemeğe gelmiştim size   hayat hikayemi öğrenince baban sizde  bir gece yatmama izin vermişti. O gece yattığımızda baban  yatağında bende yerde yatmıştım''


''ben pisi gibi dinliyorum''
'' İşte o gece baban beni yatağına çağırdı ''
''eee'' 
  
 ''Benim bir kızım vardı, şimdi de bir oğlum  oldu,  hani bu gece  sana yemek koyduğumuz tabak var dı ya sakın ona tükürme'' dedi.
Sırtımı sıvazladı ''söz mü'' dedi ''söz'' dedim... 


O gece baban bana   yumruk atmadı ama ben hayatımın yumruğunu yemiş gibi oldum, yani asla sana  kötü gözle bakmamamı söyledi, anlıyormusun beni kelebek?
 Ben sana yaklaşamam!


 Gitmessem yediğim kaba tüküreceğim ,yapamam!


 Şu an öyle bir çığlık atmak istiyorum ki Havaalanı ayağa kalksın    böylemi bitecekti, baştan niye söylemedin bunu, ben platonik bir aşk mı yaşadım.


Herkes bizi boşunamı bir birimize yakıştırmıştı,  öylece ayakta dikildik, bir süre sonra teyzesi seslendi   gidecekmişler vedalaşın çocuklar dedi.... ALLAHIM  ölüm bu mudur?


 Sarıldım,   gözlerine son bir kez baktım  öpmek için yüzüne yaklaştırdım yüzümü,ellerinle dudaklarımı kapadı
 ''bunu yapma yaparsan  seni bırakamam''
 ''bırakma o zaman''
'' yapamam'' 
Elveda...
 Rüyamı bu  ne olur biri beni vursun, vursun ölmek istiyorum...
                                                N.K

3 Haziran 2012 Pazar

Sevil'in güncesi #19#





Babamla eve girdik, Annişim evi yemek kokusuna bürümüş, sofra her zaman hazırdır babam beklemeyi hiç sevmez.

  Şükür kavgacı, sorunlu bir aile  değiliz tabi anneme  sorarsanız babamdan bir ağlaşmaya başlasın ,''ayy ne kötü adam'' diye düşünürsünüz.
 Annem, babamın konuşmamasından şikayetçi. Babam da, annemin çok dırdırcı oluşundan...

Yemekten sonra,
 Yatağıma uzandım ama uyku tutmuyor ,bu gün Nahit'le olan konuşmalarımız aklıma geliyor,amacı ne?  insan net olur değilmi? Ya  ana renksindir ya ara renk,başka  alternatif yok. 
 Onun yüzünden ne  kadar çok  ağlar oldum, sevse söylemezmiydi?

 Ben peşinden koştukça o kendini geri çekiyor, biliyorum, biliyorumda kendime engel olamıyorum sadece sevmek sevilmek istiyorum çok şeymi istiyorum?

belkide başka düşünceleri var,benimle  ilgili ne  ne düşünüyor ya da beni, düşünüyor mu bakalım. Pufff ne kadar kötü bir durum bu böyle,onca emek harcıyorum ona hissettireceğim diye,kendimi  heba ediyorum ya bana hiç birşey hissetmiyorsa, çok korkuyorum!

 Bu düşüncelerle  yatakta ,cam kenarında yerde  ,dolandım durdum.

Kaçta uyudum bilemiyorum,ama sabahın köründe Şule tarafından iki kurdelalı çatal için uyandırıldım.

 Çeyiz tamamlıyor ya hanfendi  şamdan ve çatal almış  illa bana gösterecekmiş, 
''hıı harika tamam  mumları da al  evlen işte bitmiş çeyiz allam allam''
Her gün bir şeyler alıyor, çeyiz çılgınlığı, çoğunu sadece alırken görüyor. Çeyiz dükkanı mı açayım ne iyi para var,çeyizlik diye  her görüdüğünü alıyor.

 Hiç ihtiyacı olmayacak şeyleri bile, o kadar çok biblo aldı ki  evin neresine koyacak bilemiyorum, Şule  şamdanları gözüme gözüme sokarken,
 Annemde aşağıdan'' tamam siz  evlenip akşam olunca  sofraya şamdanı koyarsınız adam mumları yer, onlarla uğraşacağınıza gelinde iki yemek öğrenin.''
Biz kıkır kıkır  gülüşüp sessizleştik, konu iş yapmak olunca, kaytarmaya bayılıyoruz,nasılsa evlenince mecbur  işin ucundan tutacağız, tabii bu gidişle benim evleneceğim yok...

 Liseden kızlar aramıştı bu güne sözümüz vardı.Şule,  emre,yide alacakmış yanına eh bende Nahit'i çağırdım.
 Bizim oğlanlarla Öğleden sonra buluşup, kızların yanına gideceğiz. Bak bizim oğlanlar diyorum, derken bile bir mutlu oluyorum ki sorma.

 Her ne kadar  babamın keresteleri gibi kalpsiz de olsa  onu seviyorum ... 

Kızlarla buluştuk çoğu erkek arkadaşıyla geldi hatta  evlenip hamile olanlar bile var. bir ara limonata  bardağı elimde   pipetle içerken ne göreyim?
 Şuleye seslendim
Şuleee  ''bak bakk Nilay'a bakk'',  ağzım bir karış açık 
'' bizim nilay   hamile eli karnında  meyva suyu  içip duruyor''
''ee ne var  kızım ilk kez mi hamile birini gördün''
 '' yaa baksana yanındaki adama bakk ''
Şule'deki kahkahaya nilayda baktı tabiki ALLAHIM hayatım bir türk filminden alıntı falan mı?
 Yoksa ben şu an felçli yatalak bir yaşlıyım da beynim bana böyle   halüsinasyonlar görmemi sağlayan oyunlarmı oynuyor anlamıyorum!

Nilay'ın yanındaki adam; Serhat!

 Ya hani bu adam benim için ölüyordu! daha ayrılalı altı ay bile olmadı  ne ara evlenmiş te birde bebek bekliyorlar. Evlenseydik şimdi o masada oturan karnı elinde ki hatun ben olacaktım...

 Yanlarına gittik selamlaştık,   Meğer se Serhat  anlatmış ona  bir ara düşündüm ama o düşünmedi bende peşinden koşmadım demiş!  yani nilay şaşırmadı ama ben  onları ilk gördüğüm anda  limonatayı bardakla berabermi yuttum ne yaptım, bardak  meydanda yok!
 yani o derece şoke oldum.

 Aman neyse onlar mutlu olsun da  önemli olan o bende üzülüyordum  harcadım onu,bir şans versemiydim diye.
O çoktann şansı yakalamış, ben evde kaldım.

Nahit'i  bizim kızlar hiç yakışıklı bulmadı, hem beğenmediler hemde kendi aralarında  sohbet yarışına girdiler, içine düşecekler, dertleri ne anlamadım.
Bir ara merve   bir kağıda bir şeyler yazıyordu ,yanına gittim
'' ne o yazdığın canım?'' 
'' sizin süpürgelerden almayı düşünüyorum da ,haberleşelim diye Nahit'e telefon numaramı yazıyorum''

çektim aldım elinden  kağıdı'' tamam ver ben seni kaydedeyim ,ararım''

 bir kez  yaptım ben bu hatayı,Didem'e kaptırdım bir daha yapmaya niyetim yok.
Nahit sırıtıyor,sende sırıt sırıt  görüşeceğiz seninle de!
                                       N.K
                                     


1 Haziran 2012 Cuma

Hissederiz.


 Bazen bir şarkı dinleriz  müziği ilk duyduğumuz an bize çok tanıdık gelir aahh! biliyorum ben bunu derken,  sözleri bile  anlamayız , çok yabancıdır ama,  bir o kadar da tanıdık,  müzik içimize işler,hissederiz  o duyguyu...


Bazen  çıkmaz bir sokak görürüz , yolun başında durup gülümseriz,içimiz bir tuhaf olur ne kadar da tanıdık gelir bize.

 Arkamızı dönüp  yolumuza giderken,  hayatımız gelir aklımıza,  kaç çıkmaz sokağın başında durmuşuzdur,  belki de çıkmaz olduğunu bile bile  yolun sonuna kadar gitmişizdir.

 Bazılarımız çok şeyini kaybetmiştir, bazılarıda kaybettiklerinin farkına bile varamamıştır,gözümüzle göremeyiz ,hissederiz o hüznü... 


 Bazen bir insan çıkar karşımıza,ilk kez görmüşüzdür anlattıkları ne kadar tanıdıktır, sanki bizi anlatır ,sanki yüreğimize sakladığımız kelimeler dökülür onun dilinden, tanımayız,bilemeyiz içini,
hissederiz o sevgiyi...


Bazen bir hayal kurarız olması imkansız.Birileri gelir olmazı oldurur,gözlerimizi güldür, bazende biz güldürüz onu, bizim kaybettiklerimizi, o bulup bize getirir.

  Unutmayın kaybettiklerimiz arasında hüzünde var! arada hüzün de olur yeter ki ,  sevginiz daim olsun....